YÖRÜK SÖZLÜĞÜ -1.
Türkler çeşitli dillere kelime verdiği gibi (Örneğin: Kara, yoğurt) bir çok dilden de kelimeler almıştır. Konuştuğumuz dil arı Türkçe değildir. Türkistanda ki Türk boyları (Özbek, Kazak, Kırgız gibi) ile anlaşmazlık sebebi onlarla Türkiye Türklerinin müştereken kullandığı Türkçe kelimelerin ancak üçte bir oranında olmasıdır. Türkistanda ki Türklerin konuştuğu dil içinde Rusça, Moğolca, Çince, Farsça kelime oranı çok yüksektir. Batıdan örnek verirsek 9.yy. da; Balkanlara giden ve halen Bulgaristan’ın Rodoplar bölgesinde yaşayan müslüman Pomak (Kuman) Türklerinin konuştukları dildeki kelimelerin kökenlerinin oranları: %30 Ukrayna Slavcası, %25 Kuman-Kıpçakça, %20 Oğuzca, %15 Nogayca ve %10 Arapça. Günümüz İstanbul’unda yüksek öğrenim görmüş bir Türk’ün konuştuğu dildeki kelimelerin kökenine bakarsak; %40 Türkçe, %20 Arapça, %20 Latince ve Batı dilleri (İngilizce, Fransızca, Ermenice gibi Hint Avrupa grubu, %10 Farsça ve %10 oranında Asya dilleri (Moğol, Rus ve benzeri...) ve diğer diller Kürtçe, Lazca, Gürcüce, Çerkezce vb. olduğunu görürüz.
Sadece Yörüklerin veya diğer Türk boylarına göre yörüklerin daha çok kullandığı kelimelerden örnekler verilmektedir. Bir kişi bu kelimelerin %70’inin anlamını biliyor veya kullanıyorsa Yörüktür. Türkiye dışındaki Türk boylarının kelime haznesinde, sözlüklerinde bu ve benzeri sözcüklerin varlığı onlarla Yörüklerin aynı boydan olduğunun, çok önemli bir gösterge ve belgesidir. Yörük köyü veya mahallesinde büyümemiş, annesi, babası memur, şehir ortamında yetiştirilenler bu kelimelerin çoğunluğunu duymadığı, kullanmadığı için bilemeyebilir. Ama anne ve babası yörükse o da yörüktür. Anne ve babasından biri yörük değilse, çocuğun tercih hakkı vardır. Kendini ne hissediyorsa, ne görüyorsa odur. Yörüklüğün kan bağıyla (ırsi genetikle) ilgisi olmakla beraber, benimseme, ait olma, hissetme duygusudur. Kültürel kimliktir.
- A -
Ağı; zehir
Ayaz: esintili soğuk rüzgar.
Abbacık: temiz
Alaf: ateş alevi.
Azık: yolculuk için yiyecek, kumanya
Arılık: Din adamına muska veya dua karşılığı verilen para.
Aşmak: geçmek
Aplak: yüzü geniş olan
Acar: yeni
Artık: geriye kalan, fazla
Artık yeter: dayanamıyorum, çekemiyorum.
Alay: kuş sürüsü topluluğu.
Ağız; yeni kuzulayan koyun veya buzağılayan ineğin ilk sütü.
Alıcı kuş; kuzgun
Abaru-anagız: şaşkınlık sözcüğü
Arnaç-annaç : karşıda
Aralık: dış kapı ile oda kapısı arasındaki boşluk,hol, giriş, sofa.
Atak: cesur, sosyal, girişken, girgeç.
Atik: hareketli
Ağıl: kuzuluk,hayvan damı, ahır.
Ahlat: yabani armut
Abuk sabuk konuşmak: mantıksız, rastgele konuşmak.
Akça-ağca: beyaz
Avutmak: oyalamak
Andavallı: ahmak
Anıtmak: dikilmek, hareketsiz durmak
Al: kızıl, kırmızı
Anırma: eşek sesi
Aşina: bilinen, bildik, tanıdık.
Aşırmak: geçirmek (bir şeyin üstünden)
Ağrık: un, tuz, peynir gibi yük eşyası,
Aydaş: hastalıklı, cılız gelişmemiş çocuk
Alınyazısı, yazı: kader
Akrabalıkla ilgili sözcükler: ana (anne), aba (abla), boba (baba), baldız, dede, elti, birice (kuma), cice (yenge), bacanak, bacı, dayı, hala, gardaş (kardeş), herif, er, hanım, hatun, ebe, nene, koca, karı, torun, yeğen, emmi (amca), abi (ağabey).
Av hayvanları: dağ keçisi, dağ koyunu, geyik, tavşan, ur kekliği, turaç, bağırtlak, üveyik, lop güvercini, kaz, ördek, cırık.
Ağmak: süğmek, sarkmak, akmak, yürümek.
Aralamak: ayırmak, karışıklığı düzeltmek.
- B -
Bağır: göğüs
Büngüldemek: kaynamak, hareketli
Bükmek: çevirmek, kıvırmak, eğirmek.
Bük: köşe, dönemeç, viraj, çıkıntı, burun,
Burmak: bükmek, sıkmak,eğmek, çevirmek
Buymak: üşümek, donmak
Boğuntu: sıkıntı
Binit: binilecek taşıt, hayvan.
Belemek: bebeği beze sarmak, kundaklamak,
Böğelek: sığırı sokup huysuzlandıran sinek.
Böğü: akrep cinsi zehirli örümcek
Bayır: yamaç, yaka, barı, yokuş, yukarı,
Birhoş: acaip
Bir kez: birdefa, daha, kere.
Bayat: tazeliğini yitirmiş, kart.
Bayındır: gelişmiş, yapılaşmış, düzenli,
Bazı: bir kısmı, bir bölük, bir grup.
Bel bel bakmak: şaşırmış, ahmak gibi.
Belik: saç örgüsü
Bozkır: ağaçsız, susuz, otlu yer.
Burmak: deve, eşek, teke, taşağı çekmek, hadım, iğdiş etmek.
Boa: sarı,deve tüyü rengi, uçuk renk.
Böğed: bend, set
Bitmek: tükenmek, sona ermek, yeşermek.
Böğür: koltuk altı boşluğu
Beri: bu yan.
Beriki: bu taraftaki, öbürü değil.
Bört, böcü, karaböcü: kurt.
Bunca: bu kadar, böyle.
Belişmek: üleşmek, parçalamak, bölmek.
Bel: dağ geçidi
Bürümek: kaplamak, örtmek.
Bizlemek: karıştırmak.
Bilişmek: tanışıp, görüşmek
Bıçmak: biçmek, doğramak, kesmek.
Bahna: hayvanın yem yediği yer.
Budamak: ağaç dalını kesmek.
Burkulmak: kıvrılmak, dönmek.
Bürgü: böşörtüsü
Bön bön bakmak: şaşkınlık
Bellemek: toprağı kazmak
Berkitmek: sağlamlaştırmak, düzeltmek.
Boşlamak: bırakmak.
- C -
Cıbıldak: çıplak.
Cavlak: saçsız, kel,
Caka: gösteriş, fiyaka.
Cücü; kuş
Cula; siyah karga
Cıvık: akışkan, sulu, sıvı.
Civcik: serçe
Cılk: bozuk
Cırnak: tırnak
- Ç -
Çiğin: omuz
Çetrefilli: karışık, zor.
Çandır-Kırma: melez, karışık
Çimmek: yunmak, yıkanmak
Çakıldak: koyunun arka bacaklarındaki tüylere yapışık sert gübre parçaları.
Çeltek: çobanın yardımcısı
Çavmak: yabana gitmek, sıçramak,
Çerçi: seyyar satıcı.
Çabut: bez.
Çolpa: beceriksiz, sünepe.
Çekişmek: kavga etmek
Çömelmek-çövmek: diz kırıp oturmak.
Çıngı: mini ateş parçası, köz parçacıkları, kıvılcım
Çendik: kazıntı, oyuntu, boşluk.
Çöğdürmek: işemek, küçük çişini yapmak
Çiğ: pişmemiş, sabahları çayırların sisten ıslanması
Çabuk: tez, acele
Çatmak: sataşmak, bulaşmak.
Çorak: susuz
Çaşak-çarşak: yamaçlardaki oynak küçük parça taşları olan yer.
Çelermek: koyunun kendiliğinden mundar olarak ölmesi,
Çekgit: uzaklaş
Çat: birleştiği yer (su, yol gibi iki şeyin)
Çıkılamak: çıkı dürmek,bohça,kese
Çilenti: hafif ve az yağan yağmur.
- D -
Durhele, duragör: bekle
Dıkız: kuru
Debelenmek: kıvranmak, hareket etmek, el ayak oynatmak.
Dıkamak: örtmek, kapamak
Dellenmek: aklını yitirmek.
Dinç: canlı, güçlü, sağlam.
Dal: arka, sırt.
Dalamak: köpek ısırması.
Döş: bağır, göğüs.
Dölek: uygun yer, düz.
De: söyle, konuş.
Dağarcık: deri ekmek torbası.
Deve isimleri: köşşek, maya, buhur, daylak, avrana, tülü, yoz, lök, beserek, kirinci, boz.
Dokunmak: rahatsız etmek, hastalandırmak, üzmek, değmek
Diğer: öbürü, öteki
Dokunaklı: üzücü, etkileyici
Dokumayla ilgili sözcükler: ıstar, argaç, kirkit, tarak, kırklık (makas), çözgü, kilim, halı, tülü, seccade
Düğlemek: bağlamak, düğüm atmak
Dene: yapmaya çalış, tahıl tanesi
Depmek, tepişmek: tekmelemek
Dirliksiz: geçimsiz
Dıkmak: katmak, koymak.
Domuşmak: büzülüp oturmak.
Davranmak: kıpırdamak
Döşek: minder.
Dürü: Kız evine, oğlan evine götürülen hediye.
Dürmek: kapatmak, toplamak
Dolamak: sarmak
Dövmek: kavgada üstün gelmek, dayak atmak
Doşan: eski yıpranmış
Diri: canlı, hareketli
Dıkım: sokum, lokma, bir parça yiyecek
Dingildemek: sallanmak.
Davranın: hazırlanın, kalkın, kıpırdayın
Dermek: biçmek, toplamak d
Dindi: yoruldu, durdu, kesildi, bitti.
Dönemeç: viraj
Dibinde: altında, yakınında, kıyısında
Diniz: sessiz, sakin
Dingin: yorgun
Dinelmek: ayakta durmak
Dibek: havan
Düzmek: ağaç parçasını yontmak
Döl almak: hayvanları yavrulatmak
Dımdızlak kalmak: herşeyini kaybetmek
Dıkmak: katmak
Dehle: sür
Dulda: gölge, siper, rüzgarsız yer
Dilmek: dilimlemek, parçalara ayırmak, kesmek
Devşirmek: toplamak
Daşmak: dışarı çıkmak, akmak
Düden: dere ve göl sularının yeraltına aktığı kovuk, delik
Dolak: dolama, kuşak: bele sarılan dokuma bez
Davar: keçi sürüsü
Dambaşı: evin üstü, çatı
Doğramak: kesmek, parçalamak
Ditmek: kazmak, deşmek, parçalara ayırmak,ufalamak
Denk: uygun, eşit
Denkleştirmek: tamamlamak, ayarlamak
Dürtmek: itmek
Depreşmek: ortaya çıkmak
Darılmak: dargın konuşmamak, ilişkileri kesmek
Dazlak: kel
Didişmek: inatlaşmak, tartışmak
Dubaracı: hileci
- E -
Eylenmek: oyalanmak
Eşik: elma kekeci, kapı girişi
Enlemek: kuzu ve oğlaklara belirtici işaret koymak
Eğlemek: oyalamak, bekletmek
Eğlenmek: dalga geçmek, zevklenmek
Elcek: çobanın bağcak ipi ile koluna bağladığı haberci koyun
El: yabancı, il, el
Eletmek: haber vermek, çağırmak
Emsiz: beceriksiz
Eğleşmek: uğraşmak, vakit geçirmek
Etraf: çevre
Emlik: geç doğan ve anasını emen kuzu
Engin: alçak, yüksek olmayan, kısa
Enik: köpek yavrusu
Eşmek: kazmak, deşmek
Ergin: olmuş, yetişmiş
Esik : çukur,boşluk
Ergen: yeni yetme genç
Etmek: yapmak, eylemek, kılmak
Evmek: acele etmek
Evtinmek: oyalanmak
Eğirmek: yünden kirmanla ip yapmak
Evermek: çocuğu evlendirmek
Ermek: erişmek, ergin, ulaşmak, varmak, olmak, yetişmek
Er: erken
Erinmek: tembellik
Engeç: ençok
Eringeç: tembel
Eğri: düz olmayan, yanlış
Enderde: orda
Eşlerin birbirine hitap sözcükleri: er, koca, herif, bey-avrat, hatun, hanım, kadın, kız
Er kalkmak: erkence, şafakla birlikte
Ekelge: tahıl ekilmeye uygun arazi, yer
Entari: fistan, kadın elbisesi
Epeyi: çok
Essah: doğru
Eyleşmek: yerleşmek,oturmak
- F -
Fıcıtmak: fırlatmak, atmak
Fırtmak: yerinden çıkmak, fırtık
Fırdolayı: etrafı, çevresi
Fıyık: ıslık, sıtlık
Filik: tiftik keçisi tüyü, angora
Ferik: tavuk civcivi
Fingirdemek; oynaşmak
Feldirdemek: şaşkınlık ve korku nedeniyle eli ayağı titremek
- G -
Göğermek-güvermek: yeşermek
Güzle: sonbaharda yerleşilen yer
Gevmek: ısırmak, dişlemek, çiğnemek, ezmek
Gocuk: mont
Gubarmak: şişinmek, dayılanmak
Gedik: bel, dağ geçidi, araf, boşluk, eksik
Göynük: çok olmuş,çürümüş, eskimeye yüz tutmuş
Girgeç: girişken, sosyal, atak
Gözünün feri, çırası (ışığı) sönmüş: kör olmuş
Güleç: güler yüzlü
Gunnamak: yavrulamak, doğurmak
Geç: yetişememek, ilerle
Gine-yine: tekrar (gına geldi, çok uzadı)
Gocunmak: alınmak
Güdük: kısa
Güç: zor
Gürleme: kuvvetli yüksek ses
Göde: şişman, göbekli
Göçük, göçkün: yıkık, çok hasta, halsiz, geçkin
Gavurga: Kavrulmuş buğday
Gıdım gıdım: azar azar
Gücenmek: darılmak, incinmek, küsmek
Gök: açık mavi, turkuaz rengi tonu
Göğ, göv: olmamış, ham
Geğirme: mideden gelen ses
Gözü kamaşmak: gözünü almak, şaşırmak
Gönül: iç
Gıpran: toplan, hareketlen, davran.
Gubat: kaba, uygun olmayan, patavatsız
Guz: gölgeli yer, dağın güneş görmeyen yamacı
Gelep: bir tutam ip
Gevrek: kuru, çabuk kırılan, çıtır çıtır
Gugumavvuk: baykuş
Gam, kasavet: üzüntü
Gurka yatmak: kuşun yumurtalarının üzerinde yatması
Gözer-kalbır: büyük elek
Geçek: geçit, yol, yaka
Gebermek: ölmek
Gaga: mıdık, ibik
Gurbet: yabancı yer, yadel
Gelipbatır: işte geliyor
Gerneşmek: kollarını yana açıp,derin nefes almak
Gününü göstermek: cezalandırmak
- H -
Hora geçmek: kıymeti bilinmek
Hırık: zayıf, halsiz, cılız
Hısım: akraba, yakın
Hışım: kızgınlık
Hopuç: bebeği sırtta taşımak
Hambeleş: murt, mersin ağacı meyvesi
Hayta: söz dinlemeyen, yaramaz-haylaz,
Hemi: öyle mi
Hergele, güdü: inek sürüsü
Hodul: kendini beğenmiş
Hangırda: nerede
Heye: evet, öyle
Hoşnut: memnun kalmak
Hoş: güzel, sevimli
Halka: daire, yuvarlak tel
Horanta: aile fertleri, kadın ve çocuklar
Hayvan yavruları: cüllü, cülük, kıri, sıpa, buzağı, oğlak, kuzu, malak, kulun, tay, enik, bosi, göcen, civciv, ferik, palaz, köşşek, boduk
Hele-bile: sözü kuvvetlendirici sözcükler
Hani: nerede
Horgörmek: aşağılamak, basit görmek
Hörflenmek: heyecanlanmak, hafif korkuya kapılmak
Hayıflanmak: kötü beklenti
Heves: özenti, arzu, istek
Hu: şu
Hunu: şunu
Huna: şuna
Ho: o
Hona: ona
Ho: öküze yürü komutu
Hoşt: köpeği azarlama sözcüğü
Höpürdetmek: bir şeyi sesli şekilde içmek
Haylamak: seslenmek
Hı, he: tasdik ve dinlediğini belirtme sözcüğü
Hah, tüh: eyvah, yapılması gereken "bir şeyin unutulduğu hatırlanınca söylenen söz.
- I -
Iccık: biraz, az
Ih: deveyi yere çökertme komutu
Irgalamaz: ilgilendirmez
Işıldamak: parlamak
Işımak: aydınlanmak
Irak: uzak
Istar: bez, kilim, halı tezgahı
Iprık: su kabı
Ilgıt-ıfıl: hafifçe tatlı esen rüzgar
- İ -
İhi, İhicik: dahacık
İhicanak: işte
İlmek: tutturmak, bağlamak, ilgeç
İletmek: götürmek, söylemek
İtdaşlamak: boş gezmek
İbik: gaga, mıdık
İşmar: gözle işaret etmek
İri: kocaman, büyük
İrkilmek: korkuyla sıçramak
İçine sinmek: benimsemek
İçlik: gömlek, mintan
İşdah: yemek yeme arzusu
İniş: yokuşun ters tarafı, bayır aşağı
İkircikli: ince fikirli, evhamlı, kararsız.
İnme inmek: felç
- K -
Kapız: koyak, dere, kanyon, vadi
Karaltı: alacakaranlıkta iyi seçilemeyen hareketli varlık
Kaykılmak: kösülmek, uzanmak
Kanırmak: zorlamak
Kese: yakın, kısa kolay yol
Külah: şapka, başlık
Kubuz: palavra
Kürsün-kürtün: kar yığını
Keşik: ödünç verme suretiyle yardımlaşma
Kuytu: rüzgarsız yer
Kirman: ağaç yün eğirme aleti
Katık: ekmeğin yanında yenen peynir ve benzeri yiyecek
Karaböcü: canavar, kurt
Keçi adları: oğlak, çebic, seyis, erkeç, teke
Koyun adları: kuzu, öveç, toklu, şişek, kıcık, koç
Keven: dikenli, çiçekli yayla bitkisi
Kuz: güneşsiz, serin yer
Kıran girmek: davarın salgın hastalık nedeniyle aniden ölmesi
Kekeç: elma eşiği, çekirdekli kısım
Kösre: bileyi, masat (bıçak ağzını keskinleştirici alet)
Koduş: kendini beğenmiş
Keleş: yakışıklı, sevimli
Kalgımak: zıplamak, hareket etmek
Küt: ağzı kesmeyen bıçak, makas
Kongur-konur: hafif esmer
Kesek: sertleşmiş toprak parçası
Kovuk: boşluk, delik, küçük mağara
Kakmak: sokmak, itelemek
Kopuk: bütününden ayrılmış, serseri
Kupay-zağar: tazı, av köpeği cinsi
Kemre: tezek, kurutulmuş hayvan gübresi
Kangrılmak: devrilmek, yan yatmak
Karalamak: kötülemek
Karaçalmak: iftira etmek
Karmak: suyun toplanması, yükselmesi
Kargın: akmayan su, birikinti
Koca: erkek eş, yaşlı, büyük, iri, bey
Koçak: babayiğit
Kostak: havalı yürüyen, kasalak, koduş
Kürnemek: koyunların bir araya toplanması, kürelenmesi
Karaltı yer: gözden uzak köşe
Koyuvermek: salıvermek, bırakmak
Kak: meyve kurusu
Körsen: karanlık, az ışıklı, seçilemeyen, sönük
Kurcalamak: karıştırmak, oynamak
Koz: avantaj
Köstek: bağ, ayak bağı
Kızık: kızgın, sinirli
Kepenek: çoban giyimi, paltosu, uyku tulumu
Kuşvıcırtısı: kuş sesi, cıvıltı
Körpe: taze, genç
Köstü: köstebek, tarla faresi.
Kakül: saç perçemi, alındaki saç
Koyun gütmek: koyunu otlatmak, merada yaymak
Kene: bit, pire, sakırga cinsi bir parazit (koyunlarda olur)
Kayırmak: gözetlemek, kollamak
Kısmak: azaltmak
Kıraç: susuz, sulanmayan yer, kır
Kırıntı: döküntü, küçük parça
Kürümek: karı damdan aşağı itmek
Kanırmak: zorlamak
Kaklık: içine kar ve yağmur suyu dolan çukur taş
Kapçak: kap, bir şeyin üzerine örtülen şey
Kelik: pabuç, terlik
Kayrak: oynak taşlı yer
Koyver: bırak gitsin
Kırpmak: makasla kesmek, kırpıntı
Kabarmak: şişmek
Kılmak: yapmak, etmek, yerine getirmek
Kısık: dağ geçidi, boğaz, çukur
Kısılmış: sıkışmış, büzülmüş, azaltılmış
Kırnap: ip
Kalgımak: zıplamak
Kancık: dişi
Kaygısız: dertsiz
Kırağı, çiğ: sisin otlarda bıraktığı ıslaklık
Kop: gel, ayrıl, koş
Kopmak: kırılmak, ayrılmak
Kasmak: önünü kapatmak, geri çevirmek
Katlamak:bükmek
Kutlamak: talih, saadet, şans iyilik istemek, teprik etmek
Kaypak: dönek, sözünde durmayan
Kuş sekmesi: kuşun yürümesi
Kurşun sekti: sıçradı, hedefe değmedi
Kaltak: kötü kadın
Kertmek: yontmak, çendik atmak
Konalga: yaylaya çıkarken dinlenilen konaklama yeri
Kirmen: elle yünden ip eğirme aleti, iğ
Kır: ak, kırçıl
Kısmı: cimri, hasis, varyemez
Kütürdetmek: ses çıkarmak
Katlanmak: dayanmak
Kürelenmek, küren: koyunların biraraya toplanması
Kater: dizi, sıra
Kargı: uzun sopa, sırık, çubuk
Kursak: mide
- M -
Muzu, muzuluk: yaramaz, yaramazlık
Meh: al
Muhmak: yumruk vurmak
Mahana: bahane
Mıh: çivi
Mıhlı: kurtlu, delikli
Mıdık: gaga, ibik, şapka siperi güneşliği
Mirt etmek: kıpırdanıp durmak
Miski: cimri, eli sıkı
Meymenetsiz: yaramaz, kötü
- N -
Nice: daha, tekrar, pekgçok, ne durumda
Nece oldu: nasıl, ne kadar
Nene gerek: ilgilendirmez, boşver
- O -
Oğcalamak: oğmak, masaj yapmak, sıvazlamak
Ocumak: soğumak, uzaklaşmak
Okuntu: düğüne çağrı hediyesi, davetiye
Obruk: mağara, oyuk, delik, çukur, boşluk, în
Onmak: iyileşmek
Onur: vakar, haysiyet, şeref
Olcum: halk hekimi
Ossaat: derhal, hemen
Oluk: hayvanların su içtiği ağaç tekne
Ocak: ateş yakılan yer tandır, hastalıklara iyi gelen, ziyaretgah
Oba: göçebe topluluğu
Ondankelli: ondan dolayı, daha sonra
Ondan ötürü: dolayısıyla
Oralı olmamak: ilgilenmemek
- Ö -
Örselemek: zedelemek
Ötlek: korkak
Öbek: yığın
Öbürü: diğeri, öteki
Örelemek: işi düzensiz yapmak
Öyek: bataklık
Öş: sabah vakti
Öymek: su sızıntısı
Öneze: keklik avında saklanılacak yer, siper.
Öksüz: annesi ölmüş kişi, kimsesiz
Öğümek: kusmak, içi bulanmak
Özemek: yoğurdu sulandırıp ayran yapmak
Özürlü insan lakapları: aydaş, çolak, çopur, göde, hırık, kör, sağır, tat, topal.
Öşerti: şekil belirmesi, seçilmesi, hafif aydınlık.
Öte: karşı taraf, diğer
Öteberi: çarşıdan alınan tüketim maddeleri, eksik, gedik
Öfbe: bıkkınlık, istemezlik sözcüğü
Ötegün, öteğin: dünden önce, daha önceki
-P-
Pısmak: sinmek
Pörtlek: dışa çıkık
Peşkir: havlu
Pataklamak: dayak atmak, kötek
Pörsümek: bozulmak, örselenmek
Pufurmak: şişirmek
Pırtı: kumaş
Pür: yapraklı ağaç dalı
Pürçek: taze bitki yaprağı, tomurcuk
Pelit: palamut, meşe
Püse: katran
Parpı-paylamak: kızmak, azarlamak
Perakende: parça, bölük, tüm değil
Pek: sert, (peklik, kabızlık), katı, çok sıkı
Pavkırmak: ses çıkarmak
Pekitmek: pekiştirmek, sağlamlaştırmak, sıkıştırmak
Pus: sis, duman
Paskırdı: kabardı
Pısıkmış: korkmuş, sinmiş
Paklamak: temizlemek
Peh: hayret sözcüğü
- R -
Renkler: al, alaca, ak,ağ, boz, kırmızı, ala, kızıl, kır, kırçıl, kara, çor, çapar, göğ-gök, gökçe, çakır, kongur, konur, çandır, doru, yağız.
- S -
Susa: Keçi yolu
Sinmek: pısmak, saklanmak, gizlenmek
Sahan: yemek tabağı, kabı
Sapa: uzak, ters yol
Sızı: ağrı
Sünmek: yorulmak, uzatılmak, uzanmak
Sekmek: zıplamak, hoplamak
Seki: teras
Söbüce: dik, uzun, ince, zayıf
Sapak: dönemeç
Siyek: hayvan idrarı
Seyirtmek: koşmak
Sargın: hevesli
Seyrimek: göz atması, tik
Soyka: ölü çamaşırı, kötü kişi
Sakar: salak, çok kaza yapan, rastgele hareket eden, şaşkın
Sarkıtmak: uzatmak, göndermek
Sallama sapan: taş atmaya yarayan örme ip
Söykünmek: bir yere dayanmak, yaslanmak
Sofra yazmak: yemek malzemelerini getirip koymak
Sokum: bir lokma ekmek
Sürek: takip, sürekli, devamlı
Süt ürünleri: lor, keş, dolaz, yanıksı güz yoğurdu, opruk tulum peyniri, çökelek, yayık ayranı, kaymak
Saydaş:düz, ince, yassı taş
Sıyırmak, ziftimek: soymak, temizlemek
Sulu sepken: toprağı ıslatan ve çabuk eriyen sulu kar
Sak: uyanık, temkinli
Saklı: gizli
Su ile ilgili sözcükler: akar, akarsu, ark, bent, bataklık, böğet, dere, göz, gölcük, kaynak, oluk, öz, öyek, pınar, sulak, sulu, sazlık, gömük, balçık, ırmak, nehir
Sarp: ters, aksi, anlayışsız, dik, yokuş
Serpmek: atmak, yaymak
Sürü: biraraya toplanmış ,alay, grup, küme
Sürmek: götürmek, sevketmek, çift sürmek, ilaç sürmek
Sürgün: yeni çıkan ağaç dalı
Sası: tatsız
Sokmak: girdirmek, koymak
Sak: uyanık
Sığır: inek
Seyrek: aralıklı, sık olmayan
Süygün: taze dal
Sırnaşık: ısrarcı, arsız.
Saç şekil isimleri: kakül, perçem, zülüf, belik
Sırt: arka, dağ yüzü
Sırt: giysi, elbise
Sıkı sıkılamak: fişeğe barut, saçma doldurmak
Seme: ahmak, aptal, akılsız, menfaatini bilmeyen
Sitil: çul, çadır örtüsü
Seyil: sahil, göl, deniz kıyısı, göçebelerin kışladığı düzlük, ova, vadi
Sancı: acı, sızı, ağrı
Sıkıntı: üzüntü
Sırıtmak: gülmek
Semiz: besili, tıknaz
Seki: yayladaki düzlük
Sağmal: süt veren hayvan
Sökün etmek: hareket etmek, yürümek, göç
Sargın: bağlı, tutkun
Savruk: rastgele davranan, düşüncesiz, müsrif
Savak: su bendi, kanal, arkbaşı
Süğmek: sarmak, uzamak
Söğmek: küfür, kötü söz
Sıtır: gizlemek
Sınıkçı-olçum: kırık, çıkık tedavi eden
Sokurdanmak- sokranmak: söylenmek
- Ş -
Şavk: aydınlık, ışık
Şavkarmak: şafak atışı, ışımak
Şincik: hemen şimdi
Şincikten kelli: bundan sonra
Şıppadanak: çabuk
Şinik: ölçü birimi
Şar: şehir
Şah: ağacın yeni sürgünü, dalı
Şapırdatmak: ses çıkartarak yemek yeme
- T -
Tokuşmak-müsmek-süsmek-tosvurmak: koyunun ve keçinin kafa vurması.
Tor: ürkek, çekingen
Tanış: bildik, tanıdık
Tulum: deri peynir kabı
Tuluk: deri su kabı
Tat: dilsiz, kekeme
Toy: acemi, tecrübesiz
Tengerlemek: yuvarlamak
Tengerlenmek: yuvarlanmak
Terek: raf
Takdelen: ağaçkakan kuşu
Türlü: çeşitli
Tok: iştahsız, doymuş
Tüğlemek: düğüm atmak, bağlamak
Tünemek: yükseğe çıkıp oturmak
Tüymek: kaçmak
Tombuş-tombiş: temiz, sevimli, toplu
Tombalak: toplu, kilolu, şişman tombul
Tıkamak: kapamak
Turfanda: ilk yetişen meyve, sebze
Tuturuk gibi: ekşi
Tosmarmak: kötü duruma düşmek
Türemek: çoğalmak, artmak, ortaya çıkmak
Tıkıç gibi: şişman, tıknaz
Tıkıştırmak: tıkınmak, atıştırmak
Topak: toparlak, yuvarlak, top gibi
Tenha: seyrek, az insan olan sakin yer
Tene: tane
Tülbür: uzun karışık saçlı
Tosbağa: kaplumbağa
Tezikti: tezdi, kayboldu, kaçtı
Tınlamadı: dinlemedi, umursamadı
Tökezledi: yere yıkıldı
Tokuç: çamaşır döğme sopası
Tiril tiril etmek: canlı gibi görünmek
Teyin: sincap
Tez: acele
Taytay durmak: apalayan çocuğun ilk defa ayakta durmaya başlaması
Tahra: balta, satır, nacak
Teltik: değişik, farklı
Tiftimiş: kabarmış, tüylenmiş
Takat: güç, kuvvet
Tebelleş: musallat, başa bela, sıkıntı
- U -
Ulamak: birbirine bağlamak, ilave etmek, eklemek
Ulumak: kurt, canavar, çakal sesi
Uluk: bozuk,çürük
Ufra: un
Ummak: beklentisi olmak, ümit etmek
Uslu: sessiz, terbiyeli
Usanmak: bıkmak, bezmek, sıkılmak
Usulca: yavaş
Usuliyle: gereğince
Usuktu: kabullendi, sakinleşti.
Uşak: çocuk, yardımcı
Uçkur: don, şalvar bağı, ipi, kemer yerine kullanılan ip, bez.
Uç: kenar
Utlanmak: mahcup olmak
Ufak: küçük, minnacık
Ufalamak: küçültmek, parçalara ayırmak
Uy: takip et, ardından git, evyah
Ulu: büyük
- Ü -
Üleştirmek: bölüştürmek, paylaştırmak
Ünle: seslen, çağır
Ütülmek: yenilmek
Ümük: gırtlak, boğaz, :.
Ün: şöhret, nam
Ürkmek: korkmak, çekinmek
Üstün körü: gelişi güzel, baştan savma
Üzerlik: nazar otu
Ütmek: yenmek, ateşin alevine tutmak
Üşengeç: tembel, uyuşuk, gönülsüz
Ürkek: korkak, çekingen
Üşüşmek: gelmek, toplanmak
- V -
Vızıklamak: zırıncamak: inlemek, yakınmak
Vıcık: cıvık, sulu çamur
Varsak: gitsek
Vıcır, vıcır: çok kalabalık, gürültülü
- Y-
Yoz mal- sırkıntı: çıkıntı, kısır koyun sürüsü
Yaylak: bahar gelince davar otlatmaya çıkılan dağlardaki yayla, düzlük, otlak yerler:
Yazgı: kader, alınyasısı
Yalak: köpeğin yal-aş yediği çukur.
Yülemek: bıçak, makas, ağzını keskinleştirmek, bilemek
Yağır: uyuz
Yağlık: mendilin büyüğü
Yuka: sığ, derin değil
Yanış: işleme, desen, örgü., nakış
Yüğürmek: koçla koyunun çiftleşmesi
Yörük yemek çeşitleri ve hamur işleri: saç kavurması, topalak (köfte), sütlü çörek, yarma tarhanası, arabaşı, bulamaç, un helvası, bazlama, katmer, çomaç, mayalı, sıkma, börek, sündürme, keşkek, çörek, yağlı ufak, övelemeç, ovmaç, un çorbası, höşmerim, kaygana, yufka ekmek, killan böreği, hoşaf, paça-kelle, haşlama, çemen (közleme), yalancı mantı, mantı, erişte.
Yiğe: kurnaz, hileci
Yamaç: dağın yüzü, eteği.
Yaka: taraf, kenar, kıyı
Yurt-yurtluk: yaylak ve kışlakta obaların çadır kurduğu ver.
Yeğni: hafif
Yumru: topak, şişlik
Yanaş: yaklaş
Yılgın: bezgin, çekingen
Yakım yakmak: ağıt söylemek
Yufka yürekli: merhametli, hisli, duygulu
Yakınmak: kendine acındırmak
Yerinmek: memnuniyetsizlik
Yazılmak: yayılmak, dağılmak, bir yere kayıt olmak
Yalama: bozulmuş, aşınmış, silinmiş
Yazma: yemeni, örtü, çember,burgu, başörtüsü
Yetmek: tamam olmak, başgelmek
Yetişmek: ulaşmak, varmak, kendini iyi hazırlamak
Yeşerti: yeşillik, bitki
Yenik: ısırılmış
Yitik: kayıp
Yörük mutfak eşyaları: kazan, haranı, tava, sahan, lenger, sini, leğence, ibrik, tahra, çomça, kevgir, dibek, tas, senit, oklava, şiş, eldeğirmeni, helke, cingil, güğüm, bakraç, "tahta kaşık, sacayak, saç, yayık, su tuluğu, dağarcık.
Yörük isimleri: (bay): ahmat, abdil, bobulu, bulduk, bayramali, durmuş ali, ibili, ese, esmen, ıramazan, ibrağam, durhasan, hacı, kerim, memili, süllü, yusufca.
Yörük isimleri (bayan): ayşana, arzı, döndü, döne, durdu, dudu, eyse, elif, fadime, gülizar, hatça, ıraz, ireb, güllü, ümmü, keziban, ummanı, menevşe, selver, şerif, şerfece, teslime, sultan, zala.
Yapışkan: zamk, tutkal gibi şeyler
Yanal: pembemsi
Yova-yoğa, yoğanta: tembel, çalışmayan, makbul olmayan kişi
Yağma: bölüşmek, başkasının malını almak, kapışmak
Yanına komamak: bırakmamak, cezalandırmak
Yava: lezzetsiz, tatsız
Yavan: yağsız
Yitmek: kaybolmak
Yenilen yayla otları: çiğdem, burçalak, kenger, yemlik, teke sakalı, çıtlık, kuzukulağı, ekşimik-eğşi kulak
Yakı: vücuda tedavi için ilaç sarmak
Yarayışlı: faydalı
Yakarmak: yalvarmak
Yemeni: pabuç, çarık, ayakkabı
Yansılamak: tekrarlamak
Yokuş yukarı sarmak: yükseğe çıkmak, tırmanmak
Yeldirme: bir çeşit kadın örtüsü
Yoymak: bozmak, telef etmek
Yenişememek: berabere kalmak
Yumak: ip çilesi
Yunmak: yıkanmak
Yanıltan: kandıran, aldatan
Yuvak: silindir biçiminde sertleştirme, yuvma taşı
Yeğlemek: tercih etmek
Yayladaki yabani ağaç ve bitkiler: koyun alıcı, ahlat, karamık, erik, payam, elma
Yaygı: çadırın tabanına serilen kilim, keçe, örtü
Yasılmak: eğilmek
Yangı: ateş, sızı, dert, sıkıntı, üzüntü
Yülemek: sürtmek, bilemek, bileylemek, keskinleştirmek
Yalınayak: çıplak ayakkabısız
Yazı: ova, düzlük, şehir dışı, kır, step, bozkır, yaban
Yetmemek: az gelmek
Yeltenmek: denemek, teşebbüs etmek
Yekinmek: davranmak
Yufka: ince saç ekmeği
Yar: dik meyil, uçurum
Yeşerti: yeşil taze ot
Yalman: eğri, düz olmayan (yayvan, çukur)
Yarayışlı: faydalı, yararlı
Yeğ-yeğlemek: tercih etmek
Yalpalamak: sallanmak
Yumuş: hizmet, görev
Yokyav: inanılmazlık, şaşkınlık sözcüğü
Yermek: horlamak, kötülemek.
- Z -
Zıylan: kaygan
Zövelmek: dinelmek, dimdik ayakta durmak
Zövele: gelengi, dağ sincabı
Zağar: belki, sanırım
Zevzek: ciddi olmayan, sulu
Zülüf: yüz yanında kalan saç
Zıtlık: terslik, karşılık, uyumsuzluk
Zonklamak: bir çeşit ağrı
Zığarmak: karşı gelmek, itiraz etmek
Zıbarmak: öImek
Zırlamak: ağlamak
Zırnıcıdı: pişman oldu
Zılgıt çekmek: kızmak, çekişmek, azarlamak
Zıllımak: caymak, vazgeçmek, dönmek
Zıvıtmak: başından savmak
Zıvdırmak: savuşturmak, göndermek
Zırıncamak: gönülsüzlük
Zıvlatmak: kabuğunu soymak, kavlatmak
Zavur: azarlamak
Zorsunmak: gücüne gitmek, isteksizlik
YÖRÜK SÖZLÜĞÜ - 2
- A -
Azarlamak: kızmak, çekişmek.
Az daha: neredeyse.
Ayıktı-ayıldı: kendine geldi.
Aha: işte, orada, eyvah.
Ayartmak: kandırmak, aldatmak
Algın alımını almış: hastalık kapmış.
Alayı: hepsi, tamamı.
Ağırlık Ölçü Alet ve Birimleri: Bir avuç, düzine, havayı, bir koşan, şinik, bir tutam, urup.
Ağaç Dalları: Çöğür, Fışgın, Filiz, Pürçek, Şah, Şıvgın, Süğgün.
Alan: düzlük, meydan.
Azıtmak: şaşırmak, atlatmak.
Apışıp kalmak: çok şaşırıp sessiz, hareketsiz kalakalmak.
Aşıt: gözden uzak yer, dağ geçidi.
Abanmak: üzerine yığılmak, yüklenmek.
Yaylada, Güzlede ve Seyilde (Kışlakta) yetişen ağaç adları: Andız, ardıç, alıç, ahlat, çalı, çam, çıtlık (menengiç, sakız), harnup, ılgın, hambeleş (murt), karamık, katran, piynar (palamut, pelit, meşe).
Aksamak: topallayarak yürümek, kurulu düzenin bozulması.
Aykırı: ters,zıt, aksine.
Abdalkeyfı: şekerleme, çalışmayıp dinlenmek.
Adaş: aynı isimli olan.
Ayıtlamak-ayıklamak: seçmek, ayırmak.
Akcapakca: tertemiz, kiri, lekesi olmayan.
Aşırı: ileri, fazla.
Aşrı: uzak, görünmeyen yer.
Ayak diretmek: inat etmek, ısrar.
Ayak sürütmek: oyalamak, atlatmak.
Apalamak: el ve dizlerini kullanarak yerde sürünmek.
Abdal-aptal: ahmak, salak, anlayışı kıt, saf.
Abaza: uzun süre cinsel ilişkiden uzak kalan
Arap: yüz rengi kara veya saçı kıvırcık olan kişi.
Acar: yeni.
Acemi: işe yeni başlayan, beceriksiz.
Apar topar: aceleyle.
Ardından; arkasından, daha sonra
Ardı sıra: peşinden, izinden, peşi sıra.
Aklını çekmek: aldatmak, kandırmak, önüne düşmek.
Aşermek: hamilelik sırasında bazı meyvelere aşın istek duyma hali.
Andırmak: benzemek, hatırlatmak.
Ağzınabaşa: söz dinlemeyen, başına buyruk.
Ara hastalığı: bulaşıcı, salgın hastalık.
Ağarmak: beyazlaşmak, aydınlık.
Avunmak, avuntu: olanla yetinmek, kendini kandırmak.
An: tarla ucu, sınırı.
Azarlamak: paylamak, kızmak
Ard: arka taraf, geriler.
Ayrı: farklı, değişik, aralarında bağlantı yok.
Avrat- Hatun- Karı: hanım,eş.
Artçı: arkadan, grup sonundan takip eden.
Avlak: av sahası, av yapılan yer.
Angut: ahmak, bir çeşit kaz.
-B-
Belmek-belişmek: bölüşmek, parçalara ayırmak.
Ban: yokuş.
Bunamak, bunak: aklını, hafızasını kaybetmek.
Bıçık-koyak-koy: dağda köşe, bucak, girinti, kesilmiş.
Bundan kelli: şimdiden sonra.
Besleme: evlatlık
Bulama: yepinti, kımız.
Bucak: dağların arısındaki girinti, kenar, köşe.
Burgaç: girdap.
Belek: bebeklerin sarıldığı bez.
Belemek: bebekleri kundağa sarmak.
Banane: beni ilgilendirmez.
Banmak: batırmak, daldırmak, tatmak.
Böcü bört: böcek, kurt, haşarat,
Bıkmak, bezmek: usanmak, gına gelmek.
Birden- birdenbire: aniden, ansızın.
Bitkin: yorgun, halsiz.
Bellik: işaret, İz.
Bile: hatta, dahi, de (öyle bile olsa).
Bari: keşke, olmazsa, öyleyse (geleyim bari).
Bildik: tanıdık, bilinen
Bağdaşmak: uyuşmak.
Bayakı: biraz, oldukça, eh işte, çok.
Bitelge: verimli tarla.
Böbürlenen: kendini beğenmiş.
Birebir: uygun, iyi gelmek
Bitene dek: tükeninceye kadar.
Büzülmek-büzüşmek: toplanmak, tostaparlak olmak.
Beraber: birlikte, yanyana.
Birde-bide: ayrıca, ilave olarak, hatta.
Bırakmak: salıvermek, koyu vermek.
Bağdaş kurmak: ayaklarını büküp oturmak.
Berinlemek: korkuyla, aniden uyanmak, irkilmek, ani hareket etmek.
Beri: buraya, bu tarafa doğru, bu yana, itibaren (dünden beri).
Beriki: bu tarafta olan.
Boşlamak: bırakmak, vazgeçmek.
Bobbak: meyve.
Bobalı boynuna: vebali, günahı kendine ait.
Buğu: buhar.
Billi-billik: çelik çomak, değnek oyunu
Bereli: ezik.
Badıldamak: anlaşılmaz şekilde konuşmak
Bicik: göğüs, meme.
Biriktirmek: Toplamak.
Bolartmak: bollaştırmak, genişletmek
Bu yana: bu tarafa.
Bişirik: sıva yapmak için toprağın saman ve suyla karıştırılıp özleştirilmesi.
Bulgur sokusu: taşdibek, havan.
Bilemek-bileylemek: bıçağın ağzını masata sürtüp, keskinleştirmek.
Bicecik-biricik: bir tane
Birezi-birazı: bir kısmı, bazısı.
Birazdan: az sonra.
Bundan dolayı: bu nedenle.
Bu yakaya: bu tarafa, bu yüze-
Büzmek: kese ve çuvalın ağzını, kenarlarını biraraya toplayarak kapatmak.
Bön: ahmak, (bön bön bakmak: anlamsızca).
-C-
Cozuttu: dağıttı, yanlış yaptı, sapıttı.
Cavır-gavur: inançsız, acımasız, çok kötü kişi.
Cırmalamak: tırnaklarını batırmak, tırmalamak.
Cice: yenge.
Cih-cık: olmaz.
Cingen: ısrarcı,arsız, isteyici, kavgacı (çingenelik yapma).
Cırcır: fermuar.
Çıngar çıkarmak: kavga, gürültü
Canavar: kurt.
Caymak: vazgeçmek, sözünden dönmek.
Cığışdatmak: rahatsız edici ses çıkarmak.
Cingil: yoğurt kabı, küçük helke, kova.
Cici-ciciş: sevimli, güzel, temiz.
Cıncık: cambilye, cam eşya (cıncık gibi parlıyor).
Cılız: zayıf, gelişmemiş.
Cıngıl: üzüm salkımı.
Cırlak: hoşa gitmeyen ses.
Cıs: uzak dur, değme, zarar verir.
Cabaya:Boşa, parasız
-Ç-
Çıfıt: kötü kişi.
Çomak: deynek, sopa.
Çağşak-çarşak: dağ yamacındaki (eteğindeki) parçalı, oynak taşlı yer.
Çuvaldız: büyük boy dikiş iğnesi.
Çolpa: salak, beceriksiz, şaşkın, emsiz.
Çimdiklemek: iki parmakla birinin derisini sıkmak
Çare: derman, çözüm.
Çömelmek: dizini büküp eğilmek.
Çemkirmek: öfkeli, kızgın halde bağırarak konuşma.
Çaylak: işinin acemisi, yenisi.
Çonmak-çonuşmak: başına üşüşmek, toplanmak, yığılmak.
Çapak: göz rahatsızlığı.
Çıkışmadı: yetmedi, az geldi, eksik kaldı, dekleyemedi.
Çıkışmak: kızmak, bağırıp çağırmak, azarlamak, çekişmek
Çemremek: kolu, paçayı büküp yukarı kaldırmak, sıvamak, kıvırıp geri toplamak.
Çalpalamak: sağa sola sallayıp karıştırmak, çırpmak.
Çınlamak: ses çıkarmak, ötmek.
Çıngırak: küçük zil, çan
Çaşarat: gürültücü, kavgacı.
Çığırmak: çağırmak, haber vermek, seslenmek, bağırmak, türkü söylemek.
Çarkıt: çabuk bozulan uydurma alet.
Çığrışmak: bağrışmak, ağlamak, feryat.
Çiğnemek: üstüne basmak, ezmek, geviş getirmek, sakız gevmek.
Çıtak: gözü kara, atılgan, kavgacı.
Çenileyip durmak: acı nedeniyle uzun süre bağırmak
Çört: beceriksiz, salak
Çoban salık; çobanın kaldığı kulübe.
Çorak: borlu, susuz, tuzlu toprak, otsuz toprak.
Çelme takmak: ayağını uzatıp birinin yürümesini engellemek, tökezletmek.
Çırpı: küçük ağaç dalları.
Çırpıştırmak: hafifçe vurmak, geçiştirmek
Çelen: damın kenarı, saçak.
Çomça: kepçe, büyük kaşık.
Çekemezlik: kıskançlık, hasetlik.
Çelimsiz: zayıf, güçsüz, gelişmemiş.
Çıtlatmak: önemli veya gizli bir bilginin bir kısmını söylemek
Çimdirmek: yıkamak.
Çalkama: yoğurt suda ezilerek yapılan ayran.
Çarçur etmek: İsraf, parayı gereksiz yerlere harcamak.
Çakır: bir renk (yeşil, kahve karışımı).
Çul: bez
Çalmak: sürmek, bulaştırmak, hırsızlık, müzik aleti kullanmak
Çalgı: müzik aleti.
Çalgıcı: müzisyen.
Çıkıntı: arta kalan, fazlalık, dışarı kaymış.
Çatmak: birine kavga çıkarmak amacıyla laf atmak, birbirine tutturmak.(silahları çatmak)
-D-
Darı: mısır.
Dip: taban, alt kısım, hemen yan taraf.
Dolambaç: dolaşık, karışık, çetrefilli.
Damızlık: çiftleştirmek için ayrılan İnek, koyun.
Deriyi eylemek: işleyip, post, tuluk yapmak.
DERİ ÇEŞİTLERİ: gön, meşin, kayış, kiriş, kösele, post, sırım, sahtiyan, tulum, tuluk, yorak.
Dolaz: lor suyu kaynatılarak elde edilen çökelek.
Değirmi: yuvarlak.
Denilen: söylenen söz.
Dikleşmek-diklenmek: dik kafalık etmek, karşı çıkmak.
Dönemeç: viraj
Davdarlamak: şaşırıp yanlış davranmak.
Dölek: düz, uygun, doğru.
Dermek-deşirmek: toplamak, bir araya getirmek.
Deyesek: atasözü, deyim.
Dikelmek-dikelik-dinelik: doğrulmak, kalkmak, ayakta durmak.
Dalını çiğnemek: sırtına basmak.
DOKUMA VE İPLE İLGİLİ SÖZCÜKLER: argaç, atkı, bağcak, çile, çözgü, düğüm, gelep, ısdar, ilmek, kestel, kırnap, kirkit, kolan, kusgun, örk, urgan.
Dolaşmak: etrafta gezmek, birbirine karışmak.
Dalaşmak: kavga etmek
Dımdızlak kalmak: herşeyini yitirmek.
Devlikesi gün: bir sonraki gün, ertesi gün.
Dikbaşlı: aksi, söz dinlemeyen.
Dikme: fidan.
Dürtmek-dürtüklemek: el veya değnekle sertçe dokunmak, itmek, değerek uyarmak.
Dabış: salak, bastığı yere dikkat etmeyen, dikkatsiz.
Deklemek-denklemek: hazırlamak, ayarlamak, aynı hizaya getirmek, eşitlemek, nişan almak.
Denk geldi: Uygun düştü
Dangalak: rastgele konuşan, münasebetsiz.
Direnmek: karşı koymak.
Diretmek: çaba, gayret göstermek, mücadeleden vazgeçmemek.
Dürzü: yanlış iş yapan, belalı, ahlaksız.
Dala vereci: üç kağıtçı, düzenbaz, sahtekar.
Dünden beri: dünden bu yana, dünden itibaren.
Densiz: terbiyesiz, arsız.
Dahacık: işte orada.
Daha-dahanak: işte.
Diş bizlemek: Dişlerin arasını kürdanla temizlemek.
Dadanmak: bir şeye alışmak, bağımlı olmak, sıkça uğramak.
Dek: (varıncaya dek) varıncaya kadar.
Düşe yazdım: az kalsın düşecektim
Dobalan: keme de denilen patatese benzer bir çeşit mantar.
Davar gütmek-koyun yaymak: keçi ve koyunları merada-yaylada otlatmak.
Dönek: sözünden dönen, tutmayan.
Dakanak: İlişki, bağlantı, parasal borç.
Darmadağınık: her yere saçılıp, dağıtılmış.
Demek, de: söylemek, söyle.
Demek ki: (örn: demek ki derse çalışmıyorsun.) hakikatte, gerçekte , aslında.
Dövünmek: vah, tuh diyerek üzülüp yakınmak, pişmanlık.
Durumsuz: dur bilmeyen, sabırsız, söz anlayıp dinlemeyen.
Dilemek: istemek.
Dıkız-tıkız: kuru, sert, boğazdan zor geçen
Demin: az önce.
Düğürcük: ince taneli köftelik bulgur.
Düven: buğday sap ve başaklarını saman ve tane haline getiren harman aleti.
Dolambaçlı: dolaylı, dolaşık, karışık.
Düvek: toprak damları sertleştiren taş veya ağaç slilindir.
Değil: o olmayan, farklı.
Dellenmek: delirmek.
Dayak: sopa, dövmek, ağaç destek.
Dadak: bebek yiyeceği.
Don: külotun bol ve uzun olanı.
Dazkır: ağaçsız, otsuz, susuz ova.
Durgun: akışkan değil, hareketsiz.
Diğdirmek: ayakta küçük çiş yapmak.
Davranmak: harekete geçmek
Dişemek: bebeklerin dişlerinin çıkmaya başlaması.
Duragör: bekle.
Direlmek-dirilmek: canlanmak.
Dümbük: pezevenk, ahlaksız.
Dürmek: sarmalayıp, kapamak
Daldırmak: içine sokmak
Dolama: Dolak, kuşak
-E –
Elini kovşak tut: hazır ol, çok beklersin, boşuna umma
Emi: tamam mı? (uyarı, tembih sözü)
Ebe: nine
Emmi: amca
Evtinmelik: vakit geçirilen, oyalanılan şey
Evtik yapmak: can sıkıntısını gidermek için birşeyle oyalanmak
Evinmek: eli boş olmaktan canı sıkılmak, vakit geçirememek, kararsızlık hali, isteksizlik
Eylemek: yapmak, etmek
Eğip bükmek: kıvırmak
El: yabancı
Epey-epeyi: çok, oldukça, hayli, uzun süre
Epeydir: çoktan, uzun süreden beri
En: rumuz, simge, işaret, bellik, alamet, damga
Eletgel: götürüp dön, ilet, ulaştır
Elverişli: uygun
Ersiz: kocasız
Eşmek: deşmek, kazmak
Eh- eh işte: olabilir, idare eder, kabul
Elleğem: sanırım, tahminimce, aslında, sanki, herhalde
Elleşme: değme, dokunma, uzak dur, bırak, uğraşma
Eğlenceye almak: alay etmek
Elliyin körü: öyle olur mu hiç? Pes doğrusu
Emişdirmek: kuzuya annesinin sütünü emzirtmek
-F-
Fellik fellik aramak: köşe bucak her yere bakmak.
Fiyakalı: cakalı, gösterişli.
Fırıldak: topaç, rüzgarda dönen şey.
Fos: içi boş.
Fışkırtmak: su sıçratmak, püskürtmek, attırmak.
Fileke: ince düz, karo benzeri yassıtaş.
Fişgene: salyangoz, sümüklü böcek.
-G-
Göresek: görgü, kültür.
Götürü: pazarlık usulü, toptan, tümü birden, tahmini.
Gönlüm yok: razı değilim, istemiyorum, içimden gelmiyor.
Gürbüz: gelişmiş, dinç.
Gün ortası: öğle vakti.
Gün aşarken: güneş batarken.
Gün aşırı: birer gün aralıkla.
Gönenmek: zenginleşmek.
Göynek: iç çamaşırı, atlet
Gavlak: kabuğu çabuk soyulan.
Goruk: olgunlaşmamış, ham (üzüm)
Gözünü kırpmak: kapatmak
Güdü: çoban tarafından otlatılan sığır sürüsü.
Görüp batır: bizi görüp duruyor.
Gevrek: çok kurumuş.
Güz: sonbahar.
Güzlemek: güzle de konaklamak.
Gömü: define, topraktan çıkarılan eski para, eşya.
Göz seyrimesi: tik, göz atışı.
Görümce: kocanın kız kardeşi.
Gicimik-gicişme: kaşıntı.
Gilik: çekirdek.
Gıcık: boğazda tıkanma, koyun cinsi.
Gambersiz düğün olmaz: çalgısız düğün yapılmaz. (Gamber: düğünde çalgı çalan kimse.)
Gazel: kuruyup yere dökülen ağaç yaprakları.
Gel bari: ne yapalım, öyle olsun, sen bilirsin, istiyorsan gel.
Gırassamak- gırassıramak: arzulamak, özlemek, aşırı istek, yoksun kalmak.
Güzle: yörüklerin yayladan kışlağa dönerken, son baharda 1-3 ay süreyle konakladıkları yer.
Gıllan böreği: peynirli, yağlı börek, bir çeşit gözleme.
Gıncıvırlanmak: cilve, naz yapmak.
Gömük: batak, çamurlu yer.
Gıdık: çene altı.
Gönen: tav, hazır hale gelme, oluşmak, kıvamına gelmek.
Günaşık-güne bakan: ayçiçeği, cımışka.
Gülümek- külümek: koyunun üç bacağını birden iple bağlamak.
Göcen: tavşan yavrusu.
Gavurga: kuru yemiş olarak yenen kavrulmuş buğday, darı.
Güdük: kısa.
Gevmek: çiğnemek, geviş getirmek.
Govşak: (elini govşak tut) hazır bekle, el açmak, umut etmek.
Göde: şişman, göbekli.
Gangan-ganggang: araba, kağnı.
Gıcır: yeni, parlak, tertemiz.
-H-
Heybe: yolculuk sırasında içine, eşya konulan iki gözlü halı veya kilim torba
Halaç-hallaç: yay aletiyle yün atıp, yüne yumuşaklık kazandıran onu kabartan.
Hömermek: karşı gelmek, dikleşmek, kafa tutmak, başkaldırmak.
Homurdanmak: anlaşılmaz şekilde söylenmek
Hey, hişt: iletişim kurmak, çağırma sözcüğü, buraya bak anlamında.
Hemide: hatta, aynı zamanda, dahası, birde, dahi, ayrıca, üstelik.
Hepsi-hepiciği: tamamı, bütünü, tümü.
Höyle: böyle, bu şekilde.
Hele bigel - gel hele: tehdit ve istek içeriyor, ne olur, bir dene, ısrarcı söylem.
Ham: ergin değil, olgunlaşmamış.
Hincik-hindi: şimdi, şu an.
Hindiyedek: bugüne, şimdiye kadar.
Harar: büyük çuval.
Haranı: büyük tencere, kazanın küçüğü.
Hayli: çok, oldukça.
Hamlamak: düzensiz ve çok çalışma nedeniyle kol ve bacakların tutulup, ağrıması.
Hazağar: sanırım, belki, öyle olabilir.
Havaktı: yara iyileşmedi daha da kötüleşti.
Hörgüç: devenin sırtındaki bir veya iki yağ çıkıntısı.
Haydi gidelim: davranın, kalkın, artık yola çıkalım.
Hangi öyle: nasıl.
Hırpalamak: yormak, eziyet etmek.
Haylaz: yaramaz, afacan
Harcın değil: gücün yetmez.
Huylanmak: şüphe, tereddüt etmek.
Huysuz: geçimsiz, şımarık.
Harıltı-hırıltı: rahatsız edici ses.
HAYVAN SEMERLERİ: Eyer; at – Palan; eşek – Havut; deve
HAYVAN SESLERİ: At; kişner, Eşek; anırır, Öküz; böğürür, İnek; möler, Koyun; meler, Köpek; havlar, Kurt; ulur, Kedi; miyavlar, Tavuk; gıdaklar, Horoz; öter, Civcik (serçe); cik cik öter, vıcırdar.
HAYVANLARLA İLETİŞİM SÖZCÜKLERİ: Köpeklekle ilgili: kuçu, kis, bosi, geh, karabaş, hoşt. Kedi: bis, bistan. At eşek: deh, çüş, dırs. İnek: hoh. Deve: ıh. Tavuk: cücü, küş, kış. Koyun-keçi: ay, kiş, burt, hüt-hüüt, ci, cih, ceh.
Höykürmek: haykırmak, yükses sesle söylenmek.
Hırtlak: kelek, şalak, ham kavun.
Hısım: akraba.
Hendeki: senin elindeki, yanındaki.
Hendekini- henkini: sendekini, elindekini.
Hangisini: bunlardan birinimi, hangi şeyi.
Höyle: bu şekilde, böyle, bunun gibi.
Horda: orada
Hordan: oradan, ileriden.
Hordaki-hordakini: o, onu.
Hunda: bunda, şunda.
Huneci: bu ne, buda nesi.
Hüsüktü: kırıldı, suskunlaştı, çekindi.
Hora-hura: şura, şuraya, buraya, oraya
Hoyrat: kaba, düşüncesiz, çevresine saygı göstermeyen, çekinmeyen
Haydi ordan: olmaz, çekil git.
Haşarı: yaramaz.
Hödük: salak.
Haşırtı-hışırtı: rahatsız edici ses, gürültü.
Herif: koca, eş.
Hallice: durumu daha iyi
Habire: durmaksızın, devamlı, sürekli.
-I-
Issız-ıpıssız: insansız, sessiz, sakin, tenha.
Ismarıç-ısmarlamak: sipariş, bir şeyin satın alınmasını, getirilmesinin istemek.
Işamak: düşürmek, yere dökmek için sallamak, çırpmak
Iskalamak: isabet ettirememek, vuramamak
Ivır zıvır: lüzumsuz şeyler, ayrıntı.
Islaklık: yaşlık, sulanmış
Iğratma: değme sallanıp düşer, yerinden kıpırdatma.
-İ-
İlle: muhakkak.
İsilik: sıcaklık ve ter etkisiyle oluşan bir cilt hastalığı.
İyi bari: ne yapalım
İçi kıyılmak: midesi ağrımak.
İçi sızlamak: acımak, üzülmek.
İşkillenmek: şüphelenmek.
İlkmek: artırmak, biriktirmek, tasarruf.
İlmek: tutturmak, bağlamak
İlinti: ilgi, bağ
İmrenmek: özenmek, gıpta etmek
İşten kaytarmak: işe gitmemek.
İğreti tutturmak: özensiz, geçici.
İliştirmek: eklemek, sonradan takmak, koymak
İnek adları: Buzağı, Dana, Tosun, Düveği, Öküz, Boğa
İçikti: dugulandı, ağlamaklı oldu, içlendi.
İsteyici: dilenci.
İşler tavsadı: aksadı, terslik başladı.
İğdiş: hadım.
İştanak: daha orda
İşi rast gitmek: şanslılık, beklendiği gibi olmak.
İrermek-irileşmek: büyümek.
İteklemek: itmek, kakdırmak
İngi: diş ve damaktaki ağrı veren rahatsızlık
İteği: ekmek yaparken senitin altına serilen bez.
İyice: durumu biraz daha iyi, fena değil.
İlikle: önünü düğmele, kapat.
-K-
Kıymık: çok küçük ağaç parçası
Kene: asalak cinsi.
Kuduruk: kuduz, azgın.
Kötürüm: felçli.
Kel: çirkin, saçsız
Kötek atmak: dayak, dövmek.
Kevgir: süzek.
Karın: işkembe.
Kaymak: süt kreması.
Kaygana: peynir ve yumurtayı birlikte pişirmek,
Keş: kaymağı alınmış yayık ayranından kaynatılarak elde edilen çökelek.
Kırkmak: kesmek, kısaltmak.
Kırpık: uçları kesik
Kırpıntı: küçük parçacıklar.
Kalan: artık, bundan sonra
Kürümek: itelemek, kakdırmak.
Kürelenmek: bir araya toplanmak, yığılmak, öbek, grup oluşturmak.
Kırığı olmak: evlilik dışı ilişki amacıyla dost edinmek.
Kösülmek: uzanıp yatmak, ayaklarını uygunsuz uzatmak.
KÖPEK CİNSLERİ: Çomar, karabaş, kupay, tazı, zağar, süs
Köpeklere Yaş Dönemlerine Göre Verilen Adlar: Enik, bosi, pali,
kopil, it.
Kercine davranmak: inadına, kasıtlı olarak.
Kart: yaşlı, zamanı geçmiş.
Keme-gelengi-zövele: yayla, dağ sincabı
Kaş: dağın yüzü, sırtı, yakası.
Kıvamına gelmiş: hazır, olmuş.
Kiriş: bağırsaktan yapılan yay ipi
Köfün: gövde, vücut
Kaytarıcı: işi gereğince yapmayan
Karakış: zemheri (Aralık ve Ocak ayları)
Kere-bir kere: kez, defa
Karman-çorman: karışık, düzensiz
Kocaman: iri, büyük
Koyvermek: bırakmak, salmak
Kovşak: açık, aralık, gevşek, iyice sıkıştırılmamış
Kabarmak: yükselmek, şişmek
Kıpranmak: kıpırdamak, hareket etmek, davranmak, kıynaşmak
Kıpırtı: hareket
Kimezi: kimisi, bazısı, bir kısmı
Kez: defa, kere
Kubat: kaba, şekli bozuk, özensiz
Kaka-eegh: pislik, pis.
Kursaksız: kıskanç, haset.
Kakdırmak: iteklemek.
Kıvrat: çevir, döndür.
Körsen yol: işlek olmayan, çok az araç geçen.
Körsen yazı: belirsiz, okunaksız, silik.
Keşgi, Keşke: olsa iyi olur, olmasını isterim.
Kabala: toptan, götürü.
Kolaysınmak: kolayına gitmek, işine gelen şekilde.
Kanakana su içmek: susuzluğu geçinceye kadar.
Kandırmak-Kandırıkçı: aldatmak, aldatıcı, hileci.
Koçmarkeler: kaya kertenkelesi
Kırangirmek: salgın hastalıktan toplu ölüm hali
Kekre: buruk, lezzetsiz, ham, acı ve ekşimtırak.
Karsamba: fazlalık, kullanılmayan ve rastgele etrafa bırakılan, dağınık durumdaki eşya, çıkıntı.
Kösteklemek: büyükbaş hayvanı ayaklarından bağlayıp otlamaya bırakmak
Küt (bıçak): kesmeyen, ağzı kör.
Koyak: dağlık bölgede, dağlar arasındaki girinti, bucak, deniz koylarının yaylada olanı.
Kısır: yavru yapamayan , bulgurdan yapılan etsiz çiğ köfte
Keven: Yörüklerin ısıtmada yakacak olarak kullandıkları, tikenimsi bir yayla otu.
Kısmı: cimri, pinti, elisıkı, kısan
Kışlak: Göçebelerin çadırda kalarak, hayvanlarıyla birlikte kış aylarını geçirdikleri, deniz, göl ve akarsu kenarlarındaki ılıman yerler. Akdeniz yöresindeki kışlak yerleri için seyil sözcüğü kullanılır.
Kör gelmek: nankörlük etmek, iyiliği bilmemek
Kırçma: sürtünme sonucu oluşan ezilme.
Kirekör: Kirleri göstermeyen renk.
Kuyruk ölüsü-böğü: akrep, tarantula cinsi örümcek.
Kümük (burunlu): içe basık, çökük.
Külüstür: eski, bakımsız.
Keymek: giymek.
Kubarmak: şişinmek, tüylerini kabartmak.
Kayış: kemer.
Kuşene: tencere
Kunnamak: yavru yapmak, doğurmak.
Kişelemek, Kişkişlemek: kovalamak, uzaklaştırmak.
Kengi: bel ve bacaklardaki romatizmal hastalık ağrısı.
Kümeli: toplu, bir arada.
Kovucu: dedikoducu, gıybetçi, laf getirip götüren.
Kınnap: İp, sicim.
Kip: uygun.
Kocamış: yaşlanmış.
Kekil-Kakül: perçem, zülüf.
Kicimek-kicikti: kinleşmek, inatlaşma, zıtlaşma, biriyle uğraşmak
Kamga: ağaç parçacığı.
Kerkinmek: sürtmek.
Kığı: hayvan gübresi.
Körpe: taze
Karık: Andallarda sebze dikmek için oluşturulan sıralar.
Kıkırdak: ateşte kavrulmuş kuyruk veya iç yağı parçaları.
Kavurma: saç üzerinde ve yağ içinde pişirilen kuşbaşı et.
Kırağı çaldı: soğuk vurdu.
Köse: sakalsız.
Kelli (bundan kelü): bundan dolayı, sonra, artık, gayri.
Kocalık yapmak: evlilik hayatını sürdürmek.
Kocakarı: yaşlı kadın.
Kıt-Kıtlık: az, yetersiz, noksan, yokluk.
Kazmık: sütün kaynatıldığı kabın dibinde oluşan yanıksı tortu.
Kıytırık: işe yaramaz, uydurma.
Kof: içi boş.
Kater: dizi
Kamaşmak: dişi sızlamak, gözü kırpışıp kapanmak.
Kuşluk vakti: güneşin doğuşundan sonraki zaman.
Kulp: halka, tutacak.
Karamık: yaprakları eşki bir çalı bitkisi.
Küsmek: darılmak, gücenmek, ilişkiyi kesmek.
Koyup gitmek: bırakıp ayrılmak.
Koşan: iki avuç içi kadarlık bir ölçü birimi
Kaygılanmak: tasa, üzüntü çekmek.
Kaç günde bir: ne kadar sürede.
Kırıtmak: salınarak yürümek.
Kertmek: bıçakla ağacı biraz yontmak, kesmek.
Kubuz: palavra, mavra.
Koğucu: dedikoducu, laf taşıyıcı.
Kirtikli: girintili.
-L-
Lor: peynir suyu kaynatılarak elde edilen çökelek.
Lades tutuşmak: hafıza (aklımda) ve unutkanlık yarışı.
-M-
Mehel: uygun.
Mısmıl: murdar olmayan, yenilebilir hayvan eti, uygun.
Mıhlı: kurtlu meyve, sebze.
Menevişli: işlemeli, nakışlı.
Maval-Martaval: asılsız, uydurma haber, boşsöz, palavra.
Murt, Hambeleş: Mersin ağacı ve meyvesi.
Mehel görmek: uygun bulmak.
Meğerse: gerçekte, aslında, halbuki, ama.
Mel mel- Melûl Bakmak: safça, bel bel, bön bön bakmak.
Mesmeye almamak: hesaba katmamak, yok saymak, önemsememek.
Mıncıklamak: parmaklarıyla sıkarak yoklamak.
Mitil: yatakyüzü, eskimiş bez.
Minnacık: çok küçük.
Meliz: bal arısı
Mızırdanmak: anlaşılmaz şekilde konuşmak.
Murayı: zevzek, sulu, şaklaban.
-N-
Nayle: nasıl, ne şekilde.
Nörüyon: ne yapıyorsun.
Niye-Neye: niçin, neden.
Namazlağ: halı, kilim, seccade, post.
Ne carcur edip duruyorsun: bağırıp durma.
Nevri dönmek: kafası karışmak, çok kızmak, kendini kaybetmek.
-O-
Oklava: hamuru yayıp incelten düzgün değnek.
Okşamak: sevgiyi el hareketleriyle göstermek.
Ovalamak: avucunda döndürerek yuvarlak hale getirmek veya küçük parçalara ayırmak.
Ovuşturmak: avuçlarını birbirine sürtmek.
Ondan öte: ondan sonra, dolayı, uzak
Oyalamak: boş şeyle vakit geçirmek, boş yere bekletilmek.
Ossuruk: yellenme, bağırsakların gaz çıkarması.
Olurmola: acaba öyle olur mu
Ortalık yer: meydan, göz önünde.
Oh olsun: Cezasını buldu.
Onuşmadı-Onmadı: iyileşmedi, gelişmedi, başarısızlık.
Oturak: iskemle, sandalye.
-Ö-
Öbür tarafa: diğer yöne doğru.
Öbür-Öbürsügün: sonraki gün.
Öte yaka: diğer yön, taraf.
Öz: akarsu.
Öğün: günde üç defa yenilen yemeklerden her biri
Öyle değil mi: tasdik bekleyen soru şekli, biliyorsun, benim dediğim gibi!
Örklemek: hayvanı otlaması için, kazık ve sikkeyle ayağından çayıra bağlamak.
Önüne düşmek: kandırıp kötü yola götürmek
Ötürük: ishal, amel.
Ötürü: dolayısıyla, nedenle, sebebiyle.
Özlemek: göresi gelmek, arzu etmek, çok istemek
Ömük: boğaz, yemek borusu, hömürtlek.
Öteyüz: arka taraf
Özenmek: dikkat etmek.
Ödeşmek: alıp vereceği kalmamak.
Övmek: beğenmek, takdir etmek, yüceltmek.
Övünme: kendini beğenme, olayları abartarak anlatma.
Övüngeç: kendini çok meteden, boş yere övünen.
Ödünç: borç almak.
Ödü sıtmak: korkmak, çekinmek, ödü patlamak.
Ötgün: çok iyi öten.
Öş, Öşerti: loş, alaca karanlık, akşamla yatsı arası, körsenlik hali.
- P -
Palaz: keklik yavrusu.
Peşkir: havlu.
Pınar: suyun çıktığı kaynak, bulak.
Peynir ve Süt Ürün Çeşitleri: Tulum peyniri, Çökelek, Keş, Lor, Dolaz, Teleme, Yepinti, Ayran, Kaymak, Yağ, Yoğurt
Püskürmek: uçuşmak, sıçramak.
Pimpirikli: Şüpheci, kararsız, huzursuz.
Püs: ağaç tutkalı, zamk.
Pu (pu sana): yaptığın ayıp, terbiyesiz anlamında kızgınlık belirten sözcük
Pus: sis, camda oluşan buhar
Pisi: kedi.
Pısırık: çekingen, beceriksiz.
Partal: eski püskü.
Pasaklı: kirli, dağınık, düzensiz.
Patavatsız: kaba, yersiz davranan, dangalak, dengesiz.
Peydahlamak: bulmak, meydana getirmek.
Paf: içi kof, göründüğü gibi olmayan
Pıskırdı, Tıksırdı: öksürdü, hapşırdı.
Pek-peklik: sert, çok, kabızlık.
Pekiyi: çok çok iyi, tamam, öyle olsun.
Peşi sıra gitmek: arkasından takip etmek
Parpılamak: tembih, kızgın halde öğüt vermek, eleştirip uyarmak.
-R-
Renkler:
akça, alabula, çil, çopur, ela, gökçe, karaca, karacuk, kuzguni, kızılca, menekşe, vişne çürüğü.
Rastlamak: karşılaşmak.
Rast gitmek: işi iyi gitmek, beklentisi gerçekleşmek.
Rastgele: salgaraya, baştan savma.
-S-
Sakınmak: çekinmek, uzak durmak.
Sıvışmak: kaçmak, habersiz ayrılmak, sessizce uzaklaşmak.
Sakyatan: çabuk uyanan, yarı uyanık
Savmak: başından savuşturmak, göndermek.
Siğmek (Keçi Siğdi): küçük çişini yaptı.
Siyekli: pasaklı, paçaları pis.
Savran: deve yöneticisi.
Saçayak-Saçayağı-Sayacak: üç bacaklı portatif demir, ocak tencere konan
ayaklık.
Sündürmek: çekip uzatmak, gerdirmek.
Sırçan: fare.
Senit: ekmek tahtası.
Sataşmak: çatmak, sürtünmek, laf atıp kızdırmak.
Sıtmak: patlayıp delinerek dışarı akmak, sızmak, çıkmak.
Sırım: deriden yapılan ip.
Sıklat basmak: bunalmak, sıkıntı, sıcaklık, hararet.
Salgaraya: rastgele, baştan savma, salla parti, düşüncesizce.
Sopa: dayak, çomak, deynek.
Sopa çalmak: dövmek
Süsmek-müsmek: tos vurmak, kafa atmak, tokuşmak.
Salmak: salıvermek, bırakmak.
Somurmak-sömürmek: emmek.
Somurtmak: surat asmak.
Sığmak-sığışmak: bir yere zorlanarak girip yerleşmek, içine girmek,
sığınmak.
Sıvazlamak: okşamak, masaj yapmak.
Söbü: ince ve uzun.
Sarmak: dolamak.
Sırtlamak: sırtına almak, yüklemek.
Sardırmak: sarp yokuşa, dağa tırmanmak.
Sıtarası yok: itibarı, saygınlığı yok, şanssız.
Sanmak: zannetmek.
Sırtarmak-Sırıtmak: gülümsemek, dişlerini göstermek.
Sümsük: salak.
Sekitmez -sektirmez: kaçırmaz, attığını vurur.
Sökmek: çekip çıkarmak, kazarak dışarı çıkarmak.
Sınamak: denemek,
Semirmek: şişmanlamak.
Sargın: tutkun, istekli, bağlı.
Sündürme: tereyağda eritilmiş taze peynir.
Sırf (Sırf beni kızdırmak için): Özellikle, sadece, yalnızca.
Sırtını sıvazlamak: sevgisini, memnuniyetini el hareketleriyle göstermek.
Silkelemek: Çırpmak, sallamak.
Sarpadam: aksi, inat, ters, uzlaşmasız.
Sülük: batakta yaşayan emici bir solucan tipi.
Sini: tepsi.
Sıracalı: hastalıklı.
Sıska: gelişmemiş, zayıf, küçük.
Sırıncamak: yük olmak, sıkıntı vermek, aşırı ısrar, çok uzatmak.
Sırıncatmak: çok bekletip ekşitmek.
Sırımak: dikmek, işlemek, örmek (yorgan sırımak).
Sırtını çiğnemek: ayağıyla birinin sırtına basmak.
Saçmasapan: mantıksız.
Sürünceme: gecikme, işteki aksaklık, uzama, beklemede kalma.
Saydaş: Düztaş.
Sakırga: parazit.
Satlıcan: zatürre, grip, soğuk algınlığı.
Sağmal: sütü sağılan hayvan.
Sırkıntı: çıkıntı, artık.
Savsaklamak: ihmal etmek.
Sığ: derin olmayan.
Sığıntı: bir yere sığınan, iltica eden.
Sokurdanmak: söylenmek, kızgın halde kendi kendine konuşmak.
Sançdı: sarsdı, salladı.
Sayıklamak: uykuda konuşmak.
Seyreltmek: azaltmak, aralıklı hale getirmek.
Sepelemek-sepinti-serpiştirmek: dağınık olarak atmak, yağmurun ince ve savrularak kısa süreli yağma hali.
Sulu sepken: karla karışık yağan yağmur.
Sızlanmak: kendine acındırmak için yalvarıp, yakarmak.
-Ş-
Şavkarmak: aydınlanmak, ışımak.
Şalvar: bol kesimli pantolon.
Şimdi: hemen, derhal, şu an.
Şımarık: arsız, dengesiz.
Şaplak vurmak: el çırpmak, tokat atmak
Şirnemek: Şirretleşmek, terbiyesizlik etmek.
Şiflemek: ayçiçeğini çitleyip, içini kabuğundan çıkarmak.
Şomağızlı: kötü tahminde bulunan.
Şora: şuraya, ileriye.
Şurdan ağrı: buradan başlayarak, ileriye doğru.
-T-
Te: daha, işte, orada.
Te orda: Uzaktaki, ilerdeki, işte.
Turalanmış: bükülmüş, örülmüş.
Tostoparlak: yusyuvarlak, top gibi.
Tepelemek: üstünde dolaşmak.
Tepmek: tekme vurmak, yeri belleyip kazmak.
Tepeleme doldurmak: üstünden basa basa, sıkıca yığmak.
Temelli: devamlı, sürekli olarak
Temelli gitmek: bir daha dönmemek üzere kesin olarak ayrılmak.
Tepik: tekme.
Tekin adam veya yer değil: güvenilmez, tehlikeli.
Tutkun: bağlı, sargın, tutmuş.
Tedirgin: husursuz, sıkıntılı
Tiremek: taşımak, çekmek, tutmak.
Tangırtı yapmak: gürültü çıkarmak.
Tıknaz: kısa ve kilolu.
Tok: karnı doymuş.
Tozak: ipin ucundaki püskül.
Tümsek: yükselti, yığın, çıkıntı, tepecik.
Tingildemek: korkuyla ani hareket etmek.
Tamtakır: hiçbir şeyin kalmaması, tümüyle yok olma.
Tabi: elbette (geleceğim tabi).
Tülek: çabuk tüylenen, çok kıllanan.
Ters: hayvan gübresi, dışkı.
Tingedek: aniden sallandı, düştü (kalbim ting etti), ürperdi.
Teltik: karışık, akılda zor kalan veya hemen akla gelmeyen, farklı.
Tıpırtı: hafif ses.
Tapırdanak: gürültülü şekilde, aniden
Tutuk: çekingen, isteksizce, antisosyal, girişken değil.
Tespermek: suyu çekilip kurumaya başlamak.
Tıksırmak: hapşırmak.
Tüh: eyvah, pişmanlık sözcüğü.
Tos tos durmak-Tosmarmak: surat asmak.
Tapışlamak: gönlünü almak, sırtını sıvazlamak.
Tepinip durmak: el, ayak haraketleri ve bağırarak karşıdakine tepkisini göstermek, onu razı etmeye çalışmak
Tıkış-Tıkıç gibi: tıknaz, şişmanca
Tırsımak: gözü korkmak, bıkmak, vazgeçmek, soğumak hali.
Tat: Türkçeyi iyi konuşamayan, bazı harfleri düzgün çıkaramayan veya İranlı anlamında.
Tavsamak: aksamak, işverimi düşmek, hızını, canlılığım yitirmek.
Terkisine almak: örneğin eşekle giden bir kişinin, ikinci bir kişiyi daha eşeğe bindirmesi.
Teres: yaramaz insan.
Tütsülemek: nazar için üzerlik otunun yakılıp dumanının koklatılması.
Tabansız: korkak.
Tırıs gitmek: çok hızlı koşmak.
Topal: Yürürken aksayan, bacak veya ayağı özürlü olan.
Tezcanlı: aceleci, sabırsız
Tün güdü: Zıpladı
-U-
Uçkun: Kayacak gibi, heyelana maruz.
Umursamaz: aldırmaz, ilgilenmez, önem, değer vermez
Ulaşmak: varmak
Uğru sıra yürümek: yanı başında.
Uslu: sakin, kendi halinde
Usturuplu: uygun, tutarlı.
Uğunmak: acı sebebiyle kıvranmak.
Uğramak: yolculuk sırasında geçici olarak bir yerde durmak, varmak.
Usulca: sessiz olarak.
Urasa: nazara karşı yapılan kurşun dökme, üzerlik tütsüleme gibi şeyler.
Uğrak yeri: sürekli gidilen veya mola verilen yer.
Uğrak uğradı: nazar değdi, büyülendi, felç geçirdi, cin çarptı.
-Ü-
Üsiyetli olmak: uyumlu, geçim ehli, söz dinleyen.
Ürkütmek: korkutmak.
Üzerine çullanmak: üstüne abanıp bastırmak.
Üretmek: çoğaltmak.
Ürdü: köpek havladı.
Ütmek: ateşe tutmak, yenmek.
Ürpermek: heyecandan veya soğuktan titremek.
Ücra: kenarda, kıyıda, uzakta olan.
Ülbük-İbik: ibrik ve çaydanlıkların su dökülen yeri.
Üzerine (bunun üzerine): bu durumda, üstüne.
Üstelik: hatta, dahası,
Üstelemek: ısrar etmek, üstün çıkmaya çalışmak
-Y-
Yaş: ıslak, sulu.
Yarpız: yabani nane
Yaka: dağyüzü, meyilli-eğimli yer.
Yanılmak: yanlış düşünmek, hata etmek.
Yığmak: üstüste koymak.
Yaşmak: örtü.
Yaymak: hayvan otlatmak, haberi etrafa duyurmak.
Yazmak: Sermek etrafa dağıtmak.
Yaşıt: akran, aynı yaşta olan.
Yaya-Yayan-Yayak: binitsiz, yürüyerek.
Yeldirmek: acele etmek, koşturmak, hızlı gitmek.
Yanış: model, nakış.
Yılık-Yılmış: ümitsiz, gözü korkmuş, cesaretini yitirmiş.
Yumak-yu: yıkamak, yıka.
Yuh-Yuf olsun: ayıp, utan.
Yüzükoyun: yüzüstü.
Yoğlandı: kendini suçladı, üzüldü, canı sıkıldı.
Yeni yetme: çocukluktan gençliğe adım atan.
Yozluk yapmak: ayrı durmak, aksilik çıkarmak, kabalık, anlayışsız, yabani davranmak.
Yozlaşmış: bozulmuş, özelliğini yitirmiş.
Yanaşma: yatılı işçi.
Yanılgı: hata, yanlış düşünce.
Yalaka: yağcı, ayakçı, kıyakçılık yapan, aşırı iltifat eden.
Yüğrük: hızlı koşan, çevik, iyi yürüyen.
Yörük Çocuk Oyunları: Atçılık, Aşşık, Billik-Çelik-Çomak, Çember, Fırıldak, Fileke, Saydaş, Gındırgaç, Kemik, Saklambaç, Sobe, Sallama Sapan, Tura, Uzun Eşek, Yüssük.
Yaman: Çok uyanık, çıkarcı, fena.
Yağmur dindi: yağış kesildi.
Yengişten: yeniden, tekrar.
Yenişmek: yarış yapmak, iddialaşmak
Yığıştırmak: bir şeyleri üstüste düzensiz halde koymak.
Yiyip atmak: tüketmek.
Yatıp batır: olduğu gibi duruyor.
Yayık yaymak: yoğurdu döverek tereyağ yapmak.
Yoğurt çalmak: süte yoğurt mayası katmak.
Yatkın: eli işe uygun, becerikli, yetenekli.
Yörük Giysileri: Başlık, Bürgü, Çorap, Don, Delme, Entari, Fistan, Gocuk, Göynek, İşlik,Kelik, Kepenek, Külah, Önlük, Pırtı, Pontul, Şalvar,Tülbent, Tepelik, Yazma, Yaşmak, Yalık,Kuşak
Yörük Yemek ve Yiyecek Çeşitleri: Basarla, Bulama, Batırık, Çöz, Erişte, Haşlama, Kaygana, Papara, Pelte, Peliza, Sütlü Kabak, Sütlü Çörek, Sütlaç, Saç Böreği, Un Helvası, Yağlı Halka, Saç Köfte, Yepinti, Ovalama, Topalak
Yörük Dokuma Ve Yer Döşemeleri: Cicim, Çul, Çabıt, Hasır, Halı, Heybe, Harar, Kilim, Kılçuval, Keçe, Minder-Döşek, Namazla, Post, Savan, Sergi, Sitil, Tülü, Yaygı.
Yayan yapıldak yola düştü: aceleyle, hazırlıksız yola çıktı.
Yemiş: incir
Yarmak: içini açmak, bölmek, ikiye parçalamak, deşmek.
Yuvarlamak: top gibi yapmak, iniş aşağı bırakmak.
Yıkışmak: güreşmek.
Yitişmek: iddialaşmak, ısrarcılık, inatçılık.
Yakışmak: uymak, güzel durmak.
Yeğen: kardeş çocuğu, kuzen.
Yirik: yarık, kesik, yırtık.
Yufka yürekli: ince ruhlu, merhametli, affedici.
Yasdanmak: sırtını dayamak.
Yas tutmak: bir şeye üzülüp iş yapmayı bırakmak.
Yüksünmek: isteksizlik, kıskanıp zorsunmak, hoşnutsuzluk.
Yalınayak: çorapsız, serseri.
Yapağı: koyun yünü.
Yadırgamak: uyumsuzluk, yabancılık çekmek, alışamama.
Yolmak: koparmak, dermek.
Yolak: yol, patika.
Yavşak: asalak, bir böcek türü.
Yamak: yardımcı, çırak, hizmetli.
Yoldaş: yolculuk arkadaşı.
Yılışık: güleryüzlü, neşeli, kendiyle barışık.
Yokuş: barı, rampa, bayır, yamaç.
Yaltaklanmak: alttan almak, yalvarmak.
Yamulma: eğilip, bükülme.
Yummak: kapamak, örtmek.
Yoyulmak: boşa gitmek, bozulmak.
Yönün yukarı yürü: düz git.
Yoğurmak: karmak, örneğin una su katıp karıştırarak hamur haline getirmek.
Yepinti: bir süt ürünü.
Yönü öte olan: ters tarafa bakan, arkası dönük kişi.
Yitirmek: kaybetmek.
Yetir: tamamla, durumu idare et.
Yorgan sırımak: yorgana yüzünü dikerek takmak
Yetiştirmek: büyütmek, beslemek, üretmek, götürmek, iletmek.
Yönet: doğru, iyi, düzgün.
Yönet konuş: doğru, düzgün konuş, saygılı ol.
Yön biri değil: ahlaksız, kötü.
Yönüne git: doğru yürü, sağa sola sataşma.
Yergi: kötüleme, beğenmezlik.
Yerinmek: durumunu beğenmemek, kendine acındırmak.
Yersinmek: benimseyip uyum sağlamak, alışmak.
Yumuşayık-Yumuşamış: sertliği kaybolmuş, gevşemiş.
Yontmak: alet kullanarak bir yerden parça koparmak.
Yüklük: evde yatak yorgan ve giyim eşyalarının konduğu bölüm, gardrop.
Yağlık: mendil, peşkir.
Yaşlık: ıslaklık.
Yal: Un kaynatıp pişirilerek yapılan köpek aşı.
-Z-
Zibidi: boş gezen.
Zıpır: yaramaz.
Zıt: karşıt, aksi, ters.
Zıtlaşmak: inatlaşmak, terslik yapmak
Zivziv gezmek: amaçsız dolaşmak.
Zıymak: kaymak.
Zırva: mantıksız, saçma-sapan görüş, tutarsız.
Zirgillenmek: başa bela olmak, rahatsızlık vermek.
Zivtimek: temizlemek, ayıklamak.
Zıypıtmak: yana kaydırmak, bir şeyin bir nesneye değerek teğet geçmesi.
Zibil: çöp
Zobu:Kaba ,patavatsız
BU YAZI
http://www.yorukturk.com/SOZLUK.HTM
den alınmıştır.