Anasayfa > Forum > Köylerimiz > Yarış > YÖRÜKLER
 
 Forum
Moderatör: Agonya ihacar
RSSReply
YÖRÜKLER
YazarMetin
ihacar
Yeni Üye
Avatar

Mesajlar: 7
Cinsiyet: _NEUTRAL_
Online: Hayır
Tarih: 10/05/2008 19:40
YÖRÜKLER
#post103
Bu alanda sizlere yörüklerele ilgili bilgiler sunulacakatır.
Delete Edit Quote
 
ihacar
Yeni Üye
Avatar

Mesajlar: 7
Cinsiyet: _NEUTRAL_
Online: Hayır
Tarih: 10/05/2008 19:41
Re: YÖRÜKLER
#post104
Yörük Türkmenlerde Günler Ve Hayvanlarla Ilgili Batil Inanmalar

--------------------------------------------------------------------------------

Çoğu insanlarımızın olduğu gibi, Aşiret,Oymak ve oba halklarından bazıları da, yüz yıllarca inandığı gibi madde ve olayların mantıklı olup olmadığına bakmaksızın bir çok şeylere inanma ihtiyacını duymuşlardır. Elbette ki bu inanmalar bir çok kötümser olgu ve duygulardan korunma, çeşitli arzularına kavuşma, mutlu olma, işlerinde başarıya ulaşma, uğurlu veya uğursuz sayma gibi isteklerle oluşmuş ve inanma karşısında duyulan mutluluğun daima birinci sırada yer almasını sağlamıştır.
Folklor açısından, zamanımızda yersiz inanaçlardan birçoğu halen yaşatılmaktadır. Söz konusu inançlerın tümü sosyal hayat ve medeniyetlerle de ortak temellerinin olduğu muhakkaktır. ' Batıl inanaç' dını verdığıimiz , bu inanaçlarımızdan bazılarını;
-Baykuş, Karga, Horoz, Tavuk ve çeşitli kuşların ötmeleri,
-Yolda, Yılan, Kedi, Tavşan, Tilki, Kaplumbağa gibi hayvanların görülmeleri
-Avcılık gelenekleri ve köpek uluma ve havlamaları,
-Cinler, periler ve çeşitli varlık ve olaylara bağlanan dinsel inanaçlar,
-Tabiat kuvvetlerinin çıkardığı olaylar karşısında duyulan korku ve heyecanlar,
-Rüyalar,
-Düğün, Kavga, Cenaze, Komşuluk ilişkileri gibi toplumsal olaylar,
-Çamaşır yıkama,Temizlik, Ev işleri gibi beşeri ihtiyaçlar,

Gibi inanamalar şeklinde sıralanırken bunların ilk çağlarından, tarih süreci içinde gelişen medeniyetlerden insan yaşamları ile alakalı olarak günümüze gelebilen ise oldıkça fazla görülmektedir. İlkel dinlerden sonra insan zekasının gelişmesi sonucunda oluşan yeni dinler, tarih öncesi inanış ve geleneklerinin bir kısmının bırakılmasına karşın yerlerini ortaya çıkardığı da bilinmektedir.
Orta Asya'dan çeşitli ülkelere dağılanTürkler, eski Şaman inanaışlarına yeni inanaçlarını kaarken, kendi inanaışlarını da gittikleri ve yerleştikleri bölgelere götürdüler. Bu yönden Batıl inançlar haliyle yrel ve milli olduğu kadar milletler arası bir özellikte kazanmış oldu.
Yani küçük yerli dinlerdn sonra Budizm,Manihezm, Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamlık gibi dinlerin dünyaya yayılmaları bir çok yerli ve milli inanaçların Milletler arası bir nitelik dünyaya yayılmaları bir çok yerli ve milli inançların milletler arası bir nitelik kazanmasına yol açtı. Böylece, göçler, çeşitli nedenlerle meydana geln savaşlar, devletlerin kurulmaları, sömürgecilik hareketleri, ülkeleri ve milletler arasındaki münasebetler, dinler arasındaki ortak ilişkiler bir takım inanç ve glenkleri taşıdı.
Zamanımızda batıl inançlara eskiden olduğu gibi çok sayıda inanan olmasa da daha ziyade kırsal bölgelerde yaygın şekilde halen yaşatılmaktadır. Çıkış nedenleri unutulmuş olmakla beraber, geleneklere bağlı olma dışında , gizli güçlerden korkma, uğurluluk, uğursuzluk, geleceği öğrnme gibi duygular halen güncelliğini sürdürmektedir.
Batıl inançların bazılarının dinlerden, bazılarının iktisadi hayattan, bazılarının da sosyal yaşam ilişkilrindn doğmuş olabileceği gerçeğini benimsemek suretiyle Anadolu'nun muhtelif coğrafi bölgelerinde, değişik yerleşim mahallerinde, canlı kaynaklardan obalar itibariyle bu inanmalar (cuma, cumartesi, pazar, pazartesi, salı, çarşamba, perşembe) ve hayvanlar (Baykuş, kaplumbağa, karga, karınca, katır, kaz, keçi, kedi, koyun , köpek, kurt, kuş, leylak, manda, saksağan, serçe, tavşan, tavuk- horoz, tilki, yılan) itibariyle iki bölüm halinde aşağıda sıralanmışlardır.
Bu batıl inanmalar Ege ve Akdeniz bölgelerind geniş bir çevrden ve (Abdal, Afşar, Arıklı, Barak, Buhurcu-Koca yusuflu, ca'ber, cerit, çağlayan, çakal, çapak- Kabaklı, çöteli, Duruca, Dündarlı, Erkekli, Genceli, Geygeli, Horzum, İmamlı, Kaçarlar, Kara Hacılı, Kara Keçili, karamanlı , Kara tekeli, kızıl ışıklı , köseli, manvalı, mıcan, saçı karalı , sarı keçili, sarı tekeli, saz kabaklı, tatarlar, teke- tekeli oğlu) gibi 36 çeşitte boy , Aşiret, Oymak ve obaların kültürel değerlerinin alan araştırılması sonucunda tespit edilen bulgular olmaktadır...


a) Haftanın günleri :

1. Cuma :
Cuma namazı vakfi geçinceye, bazılarında akşama kadar:
a) Cuma namazına gittikleri;
b) Bugün Müminlerin bayramı olduğu;
c) Yörüklerin bayramı sayıldığı, nedenleri ile:


Yapılmayanlar :
-Yaş ve Yeşil ağaç, odun kesilmez,
-Her hangi bir işe gidilmez.Çalışılmaz,
-Temizlik yapılmaz,
-Tarlada çift sürülmez,
-Evin içi ve dışı, sokaklar süpürülmez,
- Uzun yola ve sfere çıkılmaz,
-Ava gidilmez,
-Canlı hayvan kesilmez,
-Hayvanlara taş atılmaz,
-Uyunmaz,
-Çamaşır yıkanmaz,
-Dikiş dikilmez,
-Tarlaya tohum ekilmez,
-Kız istenmeye gidilmez,
-Alkollü içki içilmez,
-Tezgata dokunan ısdar çözülmez,
-Yaylak ve kışlak yörük göçü yapılmaz,
-Sarımsak yenilmez,
-Kavga- Dövüş yapılmaz,
-Ekmek yapılmaz, yufka açılmaz,
-Yıkanan çamaşır serilmez,
-Kazanılan para haram sayılır,
-Tırnak kesilmez.


Yapılanlar :
-Çok ağlayan *********n ağzına, öğle vakti, anne ve babası tarafından ayakkabılarının tersi ile vurulur.
-Gelin damat evine getirilir.
-Hayırlı ve iyi işlerle ibadet yapılır.


2. Cumartesi :


Yapılmayanlar :
-Çamaşır yıkanmaz,
-Aşiret ve Obalar yaylak ve kışlak göçü kaldırılmaz,


3. Pazar :


Yapılanlar :
-Yaylak ve Kışlak Yörük göçü yapılır.
-Gelin damat evine getirilir,
-Düğünler bu gün sona erdirilir,


4. Pazartesi :
-


5. Salı :
Günler arası hayırlı birgün olarak sayılmadığından;
a) Türklere, Hristiyanlardan geçen bir inanış olması;
b) İstanbul'un Fatih Sultan Mehmet tarafından, Salı günü fethedilmiş olması;
c) Peygamberimizin vefat ettiği bir gün olarak kabul edildiği;
d) Başlanılan işlerin bir süre yavaş gideceği, askıda kalacağı nedeni,


Yapılmayanlar :
-Çamaşır yıkanmaz
-Ev süpürülmez,
-Hayırlı bir işe başlanmaz,
-Ekmek yapılmaz, yufka açılmaz,
-Yaylak ve kışlaktan Yörük göçü yapılmaz
-Ekim ve dikim işleri yapılmaz,
-Pamuk toplamaya başlanmaz,
-Düğün , Kız isteme gibi hayırlı bir işe başlanmaz,
-Yolculuk yapılmaz,
-Düğün alış verişine çıkılmaz,
-Kazak örme ve elbise dikimine başlanmaz,
-Çalışılmaz,
-Tırnak kesilmez,
-Yeni ve ilk defa bir işe başlanmaz,
-Yaş ağaç ve odun kesilmez,
-Tohum ekilmez,
-Ev temizlenmez,
-Değirmene gidilmez.


Yapılanlar :
-Daha önce başlanan bir işe devam etmekte bir sakınca görülmez,
-Öğlen namazı vaktinden sonra veya akşam üzeri düğüne başlanabilir.


6. Çarşamba :


Yapılmayanlar :
-Herhangi bir işe başlanmaz, yapılanları da iyi görülmez,


Yapılanlar :
-Kız istemeye, dünürcülüğe gidilebilir,
-Tarlaya tohum ekme işine mutlaka bu gün başlanır.


7. Perşembe :
Uğurlu bir günün başlangıcı sayılması sebebiyle;
Yapılanlar :
- Kız istemeye ve Dünürcülüğe gidilir,
-Gelin mutlaka bu gün alınarak, damat evine getirilir,
-Ertesinde Cuma olduğu için hayırlar dağıtılır,
-Tırnak kesilir,
-Öğleye kadar, çamaşır yıkanır,
-Tıraş olunur, cuma'ya hazırlık yapılır,
-Düğünlere bu günden itibaren başlanılır,
-Hayırlı bir işe başlanır, düğün hazırlığı yapılır,


Yapılmayanlar :
-Öğleden sonra çamaşır yıkanmaz,
-Akşamında kız istemeye, dünürcülüğe gidilmez

Bu YAZI www.yorukforum.com'dan alınmıştır.
Delete Edit Quote
 
ihacar
Yeni Üye
Avatar

Mesajlar: 7
Cinsiyet: _NEUTRAL_
Online: Hayır
Tarih: 10/05/2008 19:41
Re: YÖRÜKLER
#post105
Yörük Türkmenlerde Günler Ve Hayvanlarla Ilgili Batil Inanmalar (devam)

--------------------------------------------------------------------------------

HAYVANLAR : Yörük ve Türkmen yaşamlarında en değerli varlık elbette ki hayvanlar olarak nazara alınmaktadır. İnanmaların çoğunluğu da bu hayvanlar olarak nazara alınmaktadır. İnanmaların çoğunluğunu da bu nedenle muhtelif hayvanlar oluşturur.

Avcılık :
-Avcı avlanmaya giderken yolda karşılaştığı bir kişinin 'rast gele , avın yağlı olsun' dememesi veya 'nereye gidiyorsun' demesi halinde ,ava gitmeyerek geri döner. O gün 'rast gele' demediği için ava çıksa bile, avlanamıycağı inancı yaygındır.
-Bir avcı kendi avından başkasının avını taşımaz ve kesmez
-Av köpeği ayak üstü veya sırt üstü yatarak ağnarsa o gün avın kuvvetli olacağı inancı yaygındır.
-Avcılar avlanmaya giderlerken, önünden kedi geçerse, avlanmadan geri dönerler.
-Avcılar ilk vurduğu avı, altından üç defa geçirip, üç defada çevrsinde döndürrk'Afsunlama' yaparak sıvazlar.
-Avlanamayan avcı , tüfğini toprağa koyarak, üç defa üzerinden geçer veya ekmek , et gibi bir parçayı üzerinden geçirirse uğurunun döneceğine inanır.
-Av ti yenildikten sonra el yıkanmazsa, 'Av tutulur' inancı vardır.

1. Baykuş :
-Ötmesi, inançlara göre 'Hayra at' dediği için, hayra yorumlanır,
-Ötmesi, acı bir haber duyulacağı veya bir ölüm haberi alınacağına yorumlanır.
-v üzerinde sesli olarak sık sık uygun biçimde öterse, müjdeli haber getireceğine inanılır.
-Ötmesi halinde, acı haber getirdiğine, öttüğü evden veya yakınlarından bir cenaze çıkacağına yorum yapıldığı için taş atılarak kovalanır.
-Ötmesi bazı oba halkı tarafından Murat anlamında da yorumlandığı olur.
-Ötmesi havanın iyi olacağını haber verir.


2. Kedi :
-İki ev komşusu arasından kara kedi geçerse, komşular arasında anlaşmazlık veya bir ihtilaf çıkacağına, komşuluk ilişkilerinin bozulacağına inanılır.
-Kedi yolu kesip geçerse, nankör olduğu için bir uğursuzluk getireceğine inanılır.
-Kara kedi görülmesi makbul sayılmaz, uğura iyi gelmediğine yorum yapılır.

3. Tilki :
-Yolda görülmesi veya yolu kesip geçmesi, hayırlı ve uğurlu , bir işe alamet sayılır.
-Yolu kesip geçer halde görülmesi, bir zarara sebep olacağı inancı ile hayra alamet sayılmaz.
-Sabah zamanında yolda görülmesi işin akkın ve olumlu olacağına yorumlanır.
-Ev çevresinde uluması hayra alamet sayılmaz.
-Gece görülmesi hayırsız sayılır.

4. Yılan :
-Yolda giderken bir yılanın görülmesi halinde günün, nasibi bol, işin düzenli, denk , uğurlu ve uyumlu geçeceği, hayırlı bir haber alınacağı yorumu yapılır.
-Yolu yılanın keserek geçmesi, hayırlı bir işe vesile olacağına yorumlanır.
-İlk baharda ilk defa yılanın yolu kesip geçerken görülmesi, o yıl işlerin olumlu v iyi geçeceği şeklinde bir belrti sayılır.
-Yolu kesip geçerken görülmesi, uğuru kesti ve bir kazaya yol açacağı inancı ile bir uğursuzluk getireceğin yorum yapılır.
-Yol üzerinde görülmesi Osmanlıya belirti sayılır.
-Yolda görülmesi , düşman görüleceğine delalet eder.

5. Kaplumbağa :
-Yolda yürüken kaplumbağa görüldüğünde 'benim adım fatma bana siğil atma' denir.
-Mart ve Nisan aylarında yani ilk bahar mevsiminde Kaplumbağanın ilk defa görülmesi o yıl fakir duruma düşüleceğinin belirtisi sayılır.
-Bahar mevsiminde ilk defa kaplumbağa görülmesi, uğurlu sayılarak, o sene işlerin verimli ve olumlu olacağına işaret sayılır.

6. Tavşan :
-Yolda yürürkn yolu kesip geçmesi iylik getireceğine işarettir.
-Yolu kesip geçmesi, her hangi bir olumsuzluk veya kaza olacağının, bela geleceğinin habercisi olduğu şeklinde yorumlanır.
-Yolda görülmesi , hayra lamt sayılmayarak, işin ters v olumsuz olacağı düşüncesi ağırlıktadır.
-Yolda görülmesi her hangi bir uğursuzluk getirir, düşüncesini doğurur.

7. Köpek :
-Ulumasının uğur getirmeyeceği, acı bir habr gtirdiği, bir olumsuzluğa neden olacağı inancı hakimdir.
-Avda ağlanması, bir ava rastlanacağını, diğer hallerde ise misafir geleceğini bildirir.
-Gece vakti veya sabah uluması bir uğursuzluğa alamet sayılır.
-Ezan okunurken ulursa, kaçan şeytanlara uluyor manasına yorumlanır.
-Ağnaması, acı bir haber müjdecisi sayılır.
-Ağzı yukarı yatarsa veya toprakta ağnarsa, misafir geleceiği anlaşılır.
-Evin kapısına doğru ulumasına, v içinden ve yakınlarından ;ışarıya doğru ulumasına köy halkından veya komşulardan bir cenaze çıkacağı anlamındadır.
-Aşırı derecede havlaması acı haber gtireceğinin belirtisi olduğu fikri yaygındır.


8. Tavuk - Horoz :
-Akşamdan öten horozun iyilik getirmeyeceğine inanılır.
-Tavuğun folluk ve yumurtası verilmez
-Gündüz vaktinde ötmesi misafir geleceğinin müjdecisidir.

9. Katır :
-Doğurursa, kıyamet alameti sayıldığı, büyük bir felaket getireceği anlamına gelir.
-Katırın doğurması uğursuzluk sayılır.

10. Leylek :
-İlk kez uçarken gören kişi, seyahate çıkacağına belirti sayılır.
-Bahar ayında ilk defa leyleğin görülmesi halinde o yıl işlerin olumlu olacağı şeklinde yorum yapılır.
11. Diğer Hayvanlar :
-Kazların grup halinde ve kalabalık olarak cıvıldaşmaları, kışın şiddetli ve uzun geçeceğinin habercisi olarak bilinir.
-Karınca yuvasından çıkardığı toprağı güney yönüne doğru yığarsa havanın iyi, doğu yönüne doğru yığarsa havanın kış geçecği inancı yaygındır.
-Erkek hayvanların çok kırışıp, tokuşması, kar yağacağına belirtidir.
-Keçi ve koyunlar iştahla ve otlara sarılarak fazlaca yayılarak yağmur veya kar yağacağına işaret bilinir.
-Saksağanın ötmesi müjdeli haber getireceği şeklinde yorum yapılır.


Kaynak : www.YorturkVakfi.com
Delete Edit Quote
 
ihacar
Yeni Üye
Avatar

Mesajlar: 7
Cinsiyet: _NEUTRAL_
Online: Hayır
Tarih: 10/05/2008 19:53
Re: YÖRÜKLER
#post106
YÖRÜK SÖZLÜĞÜ -1.

Türkler çeşitli dillere kelime verdiği gibi (Örneğin: Kara, yoğurt) bir çok dilden de kelimeler almıştır. Konuştuğumuz dil arı Türkçe değildir. Türkistanda ki Türk boyları (Özbek, Kazak, Kırgız gibi) ile anlaşmazlık sebebi onlarla Türkiye Türklerinin müştereken kullandığı Türkçe kelimelerin ancak üçte bir oranında olmasıdır. Türkistanda ki Türklerin konuştuğu dil içinde Rusça, Moğolca, Çince, Farsça kelime oranı çok yüksektir. Batıdan örnek verirsek 9.yy. da; Balkanlara giden ve halen Bulgaristan’ın Rodoplar bölgesinde yaşayan müslüman Pomak (Kuman) Türklerinin konuştukları dildeki kelimelerin kökenlerinin oranları: %30 Ukrayna Slavcası, %25 Kuman-Kıpçakça, %20 Oğuzca, %15 Nogayca ve %10 Arapça. Günümüz İstanbul’unda yüksek öğrenim görmüş bir Türk’ün konuştuğu dildeki kelimelerin kökenine bakarsak; %40 Türkçe, %20 Arapça, %20 Latince ve Batı dilleri (İngilizce, Fransızca, Ermenice gibi Hint Avrupa grubu, %10 Farsça ve %10 oranında Asya dilleri (Moğol, Rus ve benzeri...) ve diğer diller Kürtçe, Lazca, Gürcüce, Çerkezce vb. olduğunu görürüz.

Sadece Yörüklerin veya diğer Türk boylarına göre yörüklerin daha çok kullandığı kelimelerden örnekler verilmektedir. Bir kişi bu kelimelerin %70’inin anlamını biliyor veya kullanıyorsa Yörüktür. Türkiye dışındaki Türk boylarının kelime haznesinde, sözlüklerinde bu ve benzeri sözcüklerin varlığı onlarla Yörüklerin aynı boydan olduğunun, çok önemli bir gösterge ve belgesidir. Yörük köyü veya mahallesinde büyümemiş, annesi, babası memur, şehir ortamında yetiştirilenler bu kelimelerin çoğunluğunu duymadığı, kullanmadığı için bilemeyebilir. Ama anne ve babası yörükse o da yörüktür. Anne ve babasından biri yörük değilse, çocuğun tercih hakkı vardır. Kendini ne hissediyorsa, ne görüyorsa odur. Yörüklüğün kan bağıyla (ırsi genetikle) ilgisi olmakla beraber, benimseme, ait olma, hissetme duygusudur. Kültürel kimliktir.

- A -

Ağı; zehir

Ayaz: esintili soğuk rüzgar.

Abbacık: temiz

Alaf: ateş alevi.

Azık: yolculuk için yiyecek, kumanya

Arılık: Din adamına muska veya dua karşılığı verilen para.

Aşmak: geçmek

Aplak: yüzü geniş olan

Acar: yeni

Artık: geriye kalan, fazla

Artık yeter: dayanamıyorum, çekemiyorum.

Alay: kuş sürüsü topluluğu.

Ağız; yeni kuzulayan koyun veya buzağılayan ineğin ilk sütü.

Alıcı kuş; kuzgun

Abaru-anagız: şaşkınlık sözcüğü

Arnaç-annaç : karşıda

Aralık: dış kapı ile oda kapısı arasındaki boşluk,hol, giriş, sofa.

Atak: cesur, sosyal, girişken, girgeç.

Atik: hareketli

Ağıl: kuzuluk,hayvan damı, ahır.

Ahlat: yabani armut

Abuk sabuk konuşmak: mantıksız, rastgele konuşmak.

Akça-ağca: beyaz

Avutmak: oyalamak

Andavallı: ahmak

Anıtmak: dikilmek, hareketsiz durmak

Al: kızıl, kırmızı

Anırma: eşek sesi

Aşina: bilinen, bildik, tanıdık.

Aşırmak: geçirmek (bir şeyin üstünden)

Ağrık: un, tuz, peynir gibi yük eşyası,

Aydaş: hastalıklı, cılız gelişmemiş çocuk

Alınyazısı, yazı: kader

Akrabalıkla ilgili sözcükler: ana (anne), aba (abla), boba (baba), baldız, dede, elti, birice (kuma), cice (yenge), bacanak, bacı, dayı, hala, gardaş (kardeş), herif, er, hanım, hatun, ebe, nene, koca, karı, torun, yeğen, emmi (amca), abi (ağabey).

Av hayvanları: dağ keçisi, dağ koyunu, geyik, tavşan, ur kekliği, turaç, bağırtlak, üveyik, lop güvercini, kaz, ördek, cırık.

Ağmak: süğmek, sarkmak, akmak, yürümek.

Aralamak: ayırmak, karışıklığı düzeltmek.

- B -

Bağır: göğüs

Büngüldemek: kaynamak, hareketli

Bükmek: çevirmek, kıvırmak, eğirmek.

Bük: köşe, dönemeç, viraj, çıkıntı, burun,

Burmak: bükmek, sıkmak,eğmek, çevirmek

Buymak: üşümek, donmak

Boğuntu: sıkıntı

Binit: binilecek taşıt, hayvan.

Belemek: bebeği beze sarmak, kundaklamak,

Böğelek: sığırı sokup huysuzlandıran sinek.

Böğü: akrep cinsi zehirli örümcek

Bayır: yamaç, yaka, barı, yokuş, yukarı,

Birhoş: acaip

Bir kez: birdefa, daha, kere.

Bayat: tazeliğini yitirmiş, kart.

Bayındır: gelişmiş, yapılaşmış, düzenli,

Bazı: bir kısmı, bir bölük, bir grup.

Bel bel bakmak: şaşırmış, ahmak gibi.

Belik: saç örgüsü

Bozkır: ağaçsız, susuz, otlu yer.

Burmak: deve, eşek, teke, taşağı çekmek, hadım, iğdiş etmek.

Boa: sarı,deve tüyü rengi, uçuk renk.

Böğed: bend, set

Bitmek: tükenmek, sona ermek, yeşermek.

Böğür: koltuk altı boşluğu

Beri: bu yan.

Beriki: bu taraftaki, öbürü değil.

Bört, böcü, karaböcü: kurt.

Bunca: bu kadar, böyle.

Belişmek: üleşmek, parçalamak, bölmek.

Bel: dağ geçidi

Bürümek: kaplamak, örtmek.

Bizlemek: karıştırmak.

Bilişmek: tanışıp, görüşmek

Bıçmak: biçmek, doğramak, kesmek.

Bahna: hayvanın yem yediği yer.

Budamak: ağaç dalını kesmek.

Burkulmak: kıvrılmak, dönmek.

Bürgü: böşörtüsü

Bön bön bakmak: şaşkınlık

Bellemek: toprağı kazmak

Berkitmek: sağlamlaştırmak, düzeltmek.

Boşlamak: bırakmak.

- C -

Cıbıldak: çıplak.

Cavlak: saçsız, kel,

Caka: gösteriş, fiyaka.

Cücü; kuş

Cula; siyah karga

Cıvık: akışkan, sulu, sıvı.

Civcik: serçe

Cılk: bozuk

Cırnak: tırnak

- Ç -

Çiğin: omuz

Çetrefilli: karışık, zor.

Çandır-Kırma: melez, karışık

Çimmek: yunmak, yıkanmak

Çakıldak: koyunun arka bacaklarındaki tüylere yapışık sert gübre parçaları.

Çeltek: çobanın yardımcısı

Çavmak: yabana gitmek, sıçramak,

Çerçi: seyyar satıcı.

Çabut: bez.

Çolpa: beceriksiz, sünepe.

Çekişmek: kavga etmek

Çömelmek-çövmek: diz kırıp oturmak.

Çıngı: mini ateş parçası, köz parçacıkları, kıvılcım

Çendik: kazıntı, oyuntu, boşluk.

Çöğdürmek: işemek, küçük çişini yapmak

Çiğ: pişmemiş, sabahları çayırların sisten ıslanması

Çabuk: tez, acele

Çatmak: sataşmak, bulaşmak.

Çorak: susuz

Çaşak-çarşak: yamaçlardaki oynak küçük parça taşları olan yer.

Çelermek: koyunun kendiliğinden mundar olarak ölmesi,

Çekgit: uzaklaş

Çat: birleştiği yer (su, yol gibi iki şeyin)

Çıkılamak: çıkı dürmek,bohça,kese

Çilenti: hafif ve az yağan yağmur.

- D -

Durhele, duragör: bekle

Dıkız: kuru

Debelenmek: kıvranmak, hareket etmek, el ayak oynatmak.

Dıkamak: örtmek, kapamak

Dellenmek: aklını yitirmek.

Dinç: canlı, güçlü, sağlam.

Dal: arka, sırt.

Dalamak: köpek ısırması.

Döş: bağır, göğüs.

Dölek: uygun yer, düz.

De: söyle, konuş.

Dağarcık: deri ekmek torbası.

Deve isimleri: köşşek, maya, buhur, daylak, avrana, tülü, yoz, lök, beserek, kirinci, boz.

Dokunmak: rahatsız etmek, hastalandırmak, üzmek, değmek

Diğer: öbürü, öteki

Dokunaklı: üzücü, etkileyici

Dokumayla ilgili sözcükler: ıstar, argaç, kirkit, tarak, kırklık (makas), çözgü, kilim, halı, tülü, seccade

Düğlemek: bağlamak, düğüm atmak

Dene: yapmaya çalış, tahıl tanesi

Depmek, tepişmek: tekmelemek

Dirliksiz: geçimsiz

Dıkmak: katmak, koymak.

Domuşmak: büzülüp oturmak.

Davranmak: kıpırdamak

Döşek: minder.

Dürü: Kız evine, oğlan evine götürülen hediye.

Dürmek: kapatmak, toplamak

Dolamak: sarmak

Dövmek: kavgada üstün gelmek, dayak atmak

Doşan: eski yıpranmış

Diri: canlı, hareketli

Dıkım: sokum, lokma, bir parça yiyecek

Dingildemek: sallanmak.

Davranın: hazırlanın, kalkın, kıpırdayın

Dermek: biçmek, toplamak d

Dindi: yoruldu, durdu, kesildi, bitti.

Dönemeç: viraj

Dibinde: altında, yakınında, kıyısında

Diniz: sessiz, sakin

Dingin: yorgun

Dinelmek: ayakta durmak

Dibek: havan

Düzmek: ağaç parçasını yontmak

Döl almak: hayvanları yavrulatmak

Dımdızlak kalmak: herşeyini kaybetmek

Dıkmak: katmak

Dehle: sür

Dulda: gölge, siper, rüzgarsız yer

Dilmek: dilimlemek, parçalara ayırmak, kesmek

Devşirmek: toplamak

Daşmak: dışarı çıkmak, akmak

Düden: dere ve göl sularının yeraltına aktığı kovuk, delik

Dolak: dolama, kuşak: bele sarılan dokuma bez

Davar: keçi sürüsü

Dambaşı: evin üstü, çatı

Doğramak: kesmek, parçalamak

Ditmek: kazmak, deşmek, parçalara ayırmak,ufalamak

Denk: uygun, eşit

Denkleştirmek: tamamlamak, ayarlamak

Dürtmek: itmek

Depreşmek: ortaya çıkmak

Darılmak: dargın konuşmamak, ilişkileri kesmek

Dazlak: kel

Didişmek: inatlaşmak, tartışmak

Dubaracı: hileci

- E -

Eylenmek: oyalanmak

Eşik: elma kekeci, kapı girişi

Enlemek: kuzu ve oğlaklara belirtici işaret koymak

Eğlemek: oyalamak, bekletmek

Eğlenmek: dalga geçmek, zevklenmek

Elcek: çobanın bağcak ipi ile koluna bağladığı haberci koyun

El: yabancı, il, el

Eletmek: haber vermek, çağırmak

Emsiz: beceriksiz

Eğleşmek: uğraşmak, vakit geçirmek

Etraf: çevre

Emlik: geç doğan ve anasını emen kuzu

Engin: alçak, yüksek olmayan, kısa

Enik: köpek yavrusu

Eşmek: kazmak, deşmek

Ergin: olmuş, yetişmiş

Esik : çukur,boşluk

Ergen: yeni yetme genç

Etmek: yapmak, eylemek, kılmak

Evmek: acele etmek

Evtinmek: oyalanmak

Eğirmek: yünden kirmanla ip yapmak

Evermek: çocuğu evlendirmek

Ermek: erişmek, ergin, ulaşmak, varmak, olmak, yetişmek

Er: erken

Erinmek: tembellik

Engeç: ençok

Eringeç: tembel

Eğri: düz olmayan, yanlış

Enderde: orda

Eşlerin birbirine hitap sözcükleri: er, koca, herif, bey-avrat, hatun, hanım, kadın, kız

Er kalkmak: erkence, şafakla birlikte

Ekelge: tahıl ekilmeye uygun arazi, yer

Entari: fistan, kadın elbisesi

Epeyi: çok

Essah: doğru

Eyleşmek: yerleşmek,oturmak

- F -

Fıcıtmak: fırlatmak, atmak

Fırtmak: yerinden çıkmak, fırtık

Fırdolayı: etrafı, çevresi

Fıyık: ıslık, sıtlık

Filik: tiftik keçisi tüyü, angora

Ferik: tavuk civcivi

Fingirdemek; oynaşmak

Feldirdemek: şaşkınlık ve korku nedeniyle eli ayağı titremek

- G -

Göğermek-güvermek: yeşermek

Güzle: sonbaharda yerleşilen yer

Gevmek: ısırmak, dişlemek, çiğnemek, ezmek

Gocuk: mont

Gubarmak: şişinmek, dayılanmak

Gedik: bel, dağ geçidi, araf, boşluk, eksik

Göynük: çok olmuş,çürümüş, eskimeye yüz tutmuş

Girgeç: girişken, sosyal, atak

Gözünün feri, çırası (ışığı) sönmüş: kör olmuş

Güleç: güler yüzlü

Gunnamak: yavrulamak, doğurmak

Geç: yetişememek, ilerle

Gine-yine: tekrar (gına geldi, çok uzadı)

Gocunmak: alınmak

Güdük: kısa

Güç: zor

Gürleme: kuvvetli yüksek ses

Göde: şişman, göbekli

Göçük, göçkün: yıkık, çok hasta, halsiz, geçkin

Gavurga: Kavrulmuş buğday

Gıdım gıdım: azar azar

Gücenmek: darılmak, incinmek, küsmek

Gök: açık mavi, turkuaz rengi tonu

Göğ, göv: olmamış, ham

Geğirme: mideden gelen ses

Gözü kamaşmak: gözünü almak, şaşırmak

Gönül: iç

Gıpran: toplan, hareketlen, davran.

Gubat: kaba, uygun olmayan, patavatsız

Guz: gölgeli yer, dağın güneş görmeyen yamacı

Gelep: bir tutam ip

Gevrek: kuru, çabuk kırılan, çıtır çıtır

Gugumavvuk: baykuş

Gam, kasavet: üzüntü

Gurka yatmak: kuşun yumurtalarının üzerinde yatması

Gözer-kalbır: büyük elek

Geçek: geçit, yol, yaka

Gebermek: ölmek

Gaga: mıdık, ibik

Gurbet: yabancı yer, yadel

Gelipbatır: işte geliyor

Gerneşmek: kollarını yana açıp,derin nefes almak

Gününü göstermek: cezalandırmak

- H -

Hora geçmek: kıymeti bilinmek

Hırık: zayıf, halsiz, cılız

Hısım: akraba, yakın

Hışım: kızgınlık

Hopuç: bebeği sırtta taşımak

Hambeleş: murt, mersin ağacı meyvesi

Hayta: söz dinlemeyen, yaramaz-haylaz,

Hemi: öyle mi

Hergele, güdü: inek sürüsü

Hodul: kendini beğenmiş

Hangırda: nerede

Heye: evet, öyle

Hoşnut: memnun kalmak

Hoş: güzel, sevimli

Halka: daire, yuvarlak tel

Horanta: aile fertleri, kadın ve çocuklar

Hayvan yavruları: cüllü, cülük, kıri, sıpa, buzağı, oğlak, kuzu, malak, kulun, tay, enik, bosi, göcen, civciv, ferik, palaz, köşşek, boduk

Hele-bile: sözü kuvvetlendirici sözcükler

Hani: nerede

Horgörmek: aşağılamak, basit görmek

Hörflenmek: heyecanlanmak, hafif korkuya kapılmak

Hayıflanmak: kötü beklenti

Heves: özenti, arzu, istek

Hu: şu

Hunu: şunu

Huna: şuna

Ho: o

Hona: ona

Ho: öküze yürü komutu

Hoşt: köpeği azarlama sözcüğü

Höpürdetmek: bir şeyi sesli şekilde içmek

Haylamak: seslenmek

Hı, he: tasdik ve dinlediğini belirtme sözcüğü

Hah, tüh: eyvah, yapılması gereken "bir şeyin unutulduğu hatırlanınca söylenen söz.

- I -

Iccık: biraz, az

Ih: deveyi yere çökertme komutu

Irgalamaz: ilgilendirmez

Işıldamak: parlamak

Işımak: aydınlanmak

Irak: uzak

Istar: bez, kilim, halı tezgahı

Iprık: su kabı

Ilgıt-ıfıl: hafifçe tatlı esen rüzgar

- İ -

İhi, İhicik: dahacık

İhicanak: işte

İlmek: tutturmak, bağlamak, ilgeç

İletmek: götürmek, söylemek

İtdaşlamak: boş gezmek

İbik: gaga, mıdık

İşmar: gözle işaret etmek

İri: kocaman, büyük

İrkilmek: korkuyla sıçramak

İçine sinmek: benimsemek

İçlik: gömlek, mintan

İşdah: yemek yeme arzusu

İniş: yokuşun ters tarafı, bayır aşağı

İkircikli: ince fikirli, evhamlı, kararsız.

İnme inmek: felç

- K -

Kapız: koyak, dere, kanyon, vadi

Karaltı: alacakaranlıkta iyi seçilemeyen hareketli varlık

Kaykılmak: kösülmek, uzanmak

Kanırmak: zorlamak

Kese: yakın, kısa kolay yol

Külah: şapka, başlık

Kubuz: palavra

Kürsün-kürtün: kar yığını

Keşik: ödünç verme suretiyle yardımlaşma

Kuytu: rüzgarsız yer

Kirman: ağaç yün eğirme aleti

Katık: ekmeğin yanında yenen peynir ve benzeri yiyecek

Karaböcü: canavar, kurt

Keçi adları: oğlak, çebic, seyis, erkeç, teke

Koyun adları: kuzu, öveç, toklu, şişek, kıcık, koç

Keven: dikenli, çiçekli yayla bitkisi

Kuz: güneşsiz, serin yer

Kıran girmek: davarın salgın hastalık nedeniyle aniden ölmesi

Kekeç: elma eşiği, çekirdekli kısım

Kösre: bileyi, masat (bıçak ağzını keskinleştirici alet)

Koduş: kendini beğenmiş

Keleş: yakışıklı, sevimli

Kalgımak: zıplamak, hareket etmek

Küt: ağzı kesmeyen bıçak, makas

Kongur-konur: hafif esmer

Kesek: sertleşmiş toprak parçası

Kovuk: boşluk, delik, küçük mağara

Kakmak: sokmak, itelemek

Kopuk: bütününden ayrılmış, serseri

Kupay-zağar: tazı, av köpeği cinsi

Kemre: tezek, kurutulmuş hayvan gübresi

Kangrılmak: devrilmek, yan yatmak

Karalamak: kötülemek

Karaçalmak: iftira etmek

Karmak: suyun toplanması, yükselmesi

Kargın: akmayan su, birikinti

Koca: erkek eş, yaşlı, büyük, iri, bey

Koçak: babayiğit

Kostak: havalı yürüyen, kasalak, koduş

Kürnemek: koyunların bir araya toplanması, kürelenmesi

Karaltı yer: gözden uzak köşe

Koyuvermek: salıvermek, bırakmak

Kak: meyve kurusu

Körsen: karanlık, az ışıklı, seçilemeyen, sönük

Kurcalamak: karıştırmak, oynamak

Koz: avantaj

Köstek: bağ, ayak bağı

Kızık: kızgın, sinirli

Kepenek: çoban giyimi, paltosu, uyku tulumu

Kuşvıcırtısı: kuş sesi, cıvıltı

Körpe: taze, genç

Köstü: köstebek, tarla faresi.

Kakül: saç perçemi, alındaki saç

Koyun gütmek: koyunu otlatmak, merada yaymak

Kene: bit, pire, sakırga cinsi bir parazit (koyunlarda olur)

Kayırmak: gözetlemek, kollamak

Kısmak: azaltmak

Kıraç: susuz, sulanmayan yer, kır

Kırıntı: döküntü, küçük parça

Kürümek: karı damdan aşağı itmek

Kanırmak: zorlamak

Kaklık: içine kar ve yağmur suyu dolan çukur taş

Kapçak: kap, bir şeyin üzerine örtülen şey

Kelik: pabuç, terlik

Kayrak: oynak taşlı yer

Koyver: bırak gitsin

Kırpmak: makasla kesmek, kırpıntı

Kabarmak: şişmek

Kılmak: yapmak, etmek, yerine getirmek

Kısık: dağ geçidi, boğaz, çukur

Kısılmış: sıkışmış, büzülmüş, azaltılmış

Kırnap: ip

Kalgımak: zıplamak

Kancık: dişi

Kaygısız: dertsiz

Kırağı, çiğ: sisin otlarda bıraktığı ıslaklık

Kop: gel, ayrıl, koş

Kopmak: kırılmak, ayrılmak

Kasmak: önünü kapatmak, geri çevirmek

Katlamak:bükmek

Kutlamak: talih, saadet, şans iyilik istemek, teprik etmek

Kaypak: dönek, sözünde durmayan

Kuş sekmesi: kuşun yürümesi

Kurşun sekti: sıçradı, hedefe değmedi

Kaltak: kötü kadın

Kertmek: yontmak, çendik atmak

Konalga: yaylaya çıkarken dinlenilen konaklama yeri

Kirmen: elle yünden ip eğirme aleti, iğ

Kır: ak, kırçıl

Kısmı: cimri, hasis, varyemez

Kütürdetmek: ses çıkarmak

Katlanmak: dayanmak

Kürelenmek, küren: koyunların biraraya toplanması

Kater: dizi, sıra

Kargı: uzun sopa, sırık, çubuk

Kursak: mide

- M -

Muzu, muzuluk: yaramaz, yaramazlık

Meh: al

Muhmak: yumruk vurmak

Mahana: bahane

Mıh: çivi

Mıhlı: kurtlu, delikli

Mıdık: gaga, ibik, şapka siperi güneşliği

Mirt etmek: kıpırdanıp durmak

Miski: cimri, eli sıkı

Meymenetsiz: yaramaz, kötü

- N -

Nice: daha, tekrar, pekgçok, ne durumda

Nece oldu: nasıl, ne kadar

Nene gerek: ilgilendirmez, boşver

- O -

Oğcalamak: oğmak, masaj yapmak, sıvazlamak

Ocumak: soğumak, uzaklaşmak

Okuntu: düğüne çağrı hediyesi, davetiye

Obruk: mağara, oyuk, delik, çukur, boşluk, în

Onmak: iyileşmek

Onur: vakar, haysiyet, şeref

Olcum: halk hekimi

Ossaat: derhal, hemen

Oluk: hayvanların su içtiği ağaç tekne

Ocak: ateş yakılan yer tandır, hastalıklara iyi gelen, ziyaretgah

Oba: göçebe topluluğu

Ondankelli: ondan dolayı, daha sonra

Ondan ötürü: dolayısıyla

Oralı olmamak: ilgilenmemek

- Ö -

Örselemek: zedelemek

Ötlek: korkak

Öbek: yığın

Öbürü: diğeri, öteki

Örelemek: işi düzensiz yapmak

Öyek: bataklık

Öş: sabah vakti

Öymek: su sızıntısı

Öneze: keklik avında saklanılacak yer, siper.

Öksüz: annesi ölmüş kişi, kimsesiz

Öğümek: kusmak, içi bulanmak

Özemek: yoğurdu sulandırıp ayran yapmak

Özürlü insan lakapları: aydaş, çolak, çopur, göde, hırık, kör, sağır, tat, topal.

Öşerti: şekil belirmesi, seçilmesi, hafif aydınlık.

Öte: karşı taraf, diğer

Öteberi: çarşıdan alınan tüketim maddeleri, eksik, gedik

Öfbe: bıkkınlık, istemezlik sözcüğü

Ötegün, öteğin: dünden önce, daha önceki

-P-

Pısmak: sinmek

Pörtlek: dışa çıkık

Peşkir: havlu

Pataklamak: dayak atmak, kötek

Pörsümek: bozulmak, örselenmek

Pufurmak: şişirmek

Pırtı: kumaş

Pür: yapraklı ağaç dalı

Pürçek: taze bitki yaprağı, tomurcuk

Pelit: palamut, meşe

Püse: katran

Parpı-paylamak: kızmak, azarlamak

Perakende: parça, bölük, tüm değil

Pek: sert, (peklik, kabızlık), katı, çok sıkı

Pavkırmak: ses çıkarmak

Pekitmek: pekiştirmek, sağlamlaştırmak, sıkıştırmak

Pus: sis, duman

Paskırdı: kabardı

Pısıkmış: korkmuş, sinmiş

Paklamak: temizlemek

Peh: hayret sözcüğü



- R -

Renkler: al, alaca, ak,ağ, boz, kırmızı, ala, kızıl, kır, kırçıl, kara, çor, çapar, göğ-gök, gökçe, çakır, kongur, konur, çandır, doru, yağız.

- S -

Susa: Keçi yolu

Sinmek: pısmak, saklanmak, gizlenmek

Sahan: yemek tabağı, kabı

Sapa: uzak, ters yol

Sızı: ağrı

Sünmek: yorulmak, uzatılmak, uzanmak

Sekmek: zıplamak, hoplamak

Seki: teras

Söbüce: dik, uzun, ince, zayıf

Sapak: dönemeç

Siyek: hayvan idrarı

Seyirtmek: koşmak

Sargın: hevesli

Seyrimek: göz atması, tik

Soyka: ölü çamaşırı, kötü kişi

Sakar: salak, çok kaza yapan, rastgele hareket eden, şaşkın

Sarkıtmak: uzatmak, göndermek

Sallama sapan: taş atmaya yarayan örme ip

Söykünmek: bir yere dayanmak, yaslanmak

Sofra yazmak: yemek malzemelerini getirip koymak

Sokum: bir lokma ekmek

Sürek: takip, sürekli, devamlı

Süt ürünleri: lor, keş, dolaz, yanıksı güz yoğurdu, opruk tulum peyniri, çökelek, yayık ayranı, kaymak

Saydaş:düz, ince, yassı taş

Sıyırmak, ziftimek: soymak, temizlemek

Sulu sepken: toprağı ıslatan ve çabuk eriyen sulu kar

Sak: uyanık, temkinli

Saklı: gizli

Su ile ilgili sözcükler: akar, akarsu, ark, bent, bataklık, böğet, dere, göz, gölcük, kaynak, oluk, öz, öyek, pınar, sulak, sulu, sazlık, gömük, balçık, ırmak, nehir

Sarp: ters, aksi, anlayışsız, dik, yokuş

Serpmek: atmak, yaymak

Sürü: biraraya toplanmış ,alay, grup, küme

Sürmek: götürmek, sevketmek, çift sürmek, ilaç sürmek

Sürgün: yeni çıkan ağaç dalı

Sası: tatsız

Sokmak: girdirmek, koymak

Sak: uyanık

Sığır: inek

Seyrek: aralıklı, sık olmayan

Süygün: taze dal

Sırnaşık: ısrarcı, arsız.

Saç şekil isimleri: kakül, perçem, zülüf, belik

Sırt: arka, dağ yüzü

Sırt: giysi, elbise

Sıkı sıkılamak: fişeğe barut, saçma doldurmak

Seme: ahmak, aptal, akılsız, menfaatini bilmeyen

Sitil: çul, çadır örtüsü

Seyil: sahil, göl, deniz kıyısı, göçebelerin kışladığı düzlük, ova, vadi

Sancı: acı, sızı, ağrı

Sıkıntı: üzüntü

Sırıtmak: gülmek

Semiz: besili, tıknaz

Seki: yayladaki düzlük

Sağmal: süt veren hayvan

Sökün etmek: hareket etmek, yürümek, göç

Sargın: bağlı, tutkun

Savruk: rastgele davranan, düşüncesiz, müsrif

Savak: su bendi, kanal, arkbaşı

Süğmek: sarmak, uzamak

Söğmek: küfür, kötü söz

Sıtır: gizlemek

Sınıkçı-olçum: kırık, çıkık tedavi eden

Sokurdanmak- sokranmak: söylenmek

- Ş -

Şavk: aydınlık, ışık

Şavkarmak: şafak atışı, ışımak

Şincik: hemen şimdi

Şincikten kelli: bundan sonra

Şıppadanak: çabuk

Şinik: ölçü birimi

Şar: şehir

Şah: ağacın yeni sürgünü, dalı

Şapırdatmak: ses çıkartarak yemek yeme

- T -

Tokuşmak-müsmek-süsmek-tosvurmak: koyunun ve keçinin kafa vurması.

Tor: ürkek, çekingen

Tanış: bildik, tanıdık

Tulum: deri peynir kabı

Tuluk: deri su kabı

Tat: dilsiz, kekeme

Toy: acemi, tecrübesiz

Tengerlemek: yuvarlamak

Tengerlenmek: yuvarlanmak

Terek: raf

Takdelen: ağaçkakan kuşu

Türlü: çeşitli

Tok: iştahsız, doymuş

Tüğlemek: düğüm atmak, bağlamak

Tünemek: yükseğe çıkıp oturmak

Tüymek: kaçmak

Tombuş-tombiş: temiz, sevimli, toplu

Tombalak: toplu, kilolu, şişman tombul

Tıkamak: kapamak

Turfanda: ilk yetişen meyve, sebze

Tuturuk gibi: ekşi

Tosmarmak: kötü duruma düşmek

Türemek: çoğalmak, artmak, ortaya çıkmak

Tıkıç gibi: şişman, tıknaz

Tıkıştırmak: tıkınmak, atıştırmak

Topak: toparlak, yuvarlak, top gibi

Tenha: seyrek, az insan olan sakin yer

Tene: tane

Tülbür: uzun karışık saçlı

Tosbağa: kaplumbağa

Tezikti: tezdi, kayboldu, kaçtı

Tınlamadı: dinlemedi, umursamadı

Tökezledi: yere yıkıldı

Tokuç: çamaşır döğme sopası

Tiril tiril etmek: canlı gibi görünmek

Teyin: sincap

Tez: acele

Taytay durmak: apalayan çocuğun ilk defa ayakta durmaya başlaması

Tahra: balta, satır, nacak

Teltik: değişik, farklı

Tiftimiş: kabarmış, tüylenmiş

Takat: güç, kuvvet

Tebelleş: musallat, başa bela, sıkıntı

- U -

Ulamak: birbirine bağlamak, ilave etmek, eklemek

Ulumak: kurt, canavar, çakal sesi

Uluk: bozuk,çürük

Ufra: un

Ummak: beklentisi olmak, ümit etmek

Uslu: sessiz, terbiyeli

Usanmak: bıkmak, bezmek, sıkılmak

Usulca: yavaş

Usuliyle: gereğince

Usuktu: kabullendi, sakinleşti.

Uşak: çocuk, yardımcı

Uçkur: don, şalvar bağı, ipi, kemer yerine kullanılan ip, bez.

Uç: kenar

Utlanmak: mahcup olmak

Ufak: küçük, minnacık

Ufalamak: küçültmek, parçalara ayırmak

Uy: takip et, ardından git, evyah

Ulu: büyük

- Ü -

Üleştirmek: bölüştürmek, paylaştırmak

Ünle: seslen, çağır

Ütülmek: yenilmek

Ümük: gırtlak, boğaz, :.

Ün: şöhret, nam

Ürkmek: korkmak, çekinmek

Üstün körü: gelişi güzel, baştan savma

Üzerlik: nazar otu

Ütmek: yenmek, ateşin alevine tutmak

Üşengeç: tembel, uyuşuk, gönülsüz

Ürkek: korkak, çekingen

Üşüşmek: gelmek, toplanmak



- V -

Vızıklamak: zırıncamak: inlemek, yakınmak

Vıcık: cıvık, sulu çamur

Varsak: gitsek

Vıcır, vıcır: çok kalabalık, gürültülü

- Y-

Yoz mal- sırkıntı: çıkıntı, kısır koyun sürüsü

Yaylak: bahar gelince davar otlatmaya çıkılan dağlardaki yayla, düzlük, otlak yerler:

Yazgı: kader, alınyasısı

Yalak: köpeğin yal-aş yediği çukur.

Yülemek: bıçak, makas, ağzını keskinleştirmek, bilemek

Yağır: uyuz

Yağlık: mendilin büyüğü

Yuka: sığ, derin değil

Yanış: işleme, desen, örgü., nakış

Yüğürmek: koçla koyunun çiftleşmesi

Yörük yemek çeşitleri ve hamur işleri: saç kavurması, topalak (köfte), sütlü çörek, yarma tarhanası, arabaşı, bulamaç, un helvası, bazlama, katmer, çomaç, mayalı, sıkma, börek, sündürme, keşkek, çörek, yağlı ufak, övelemeç, ovmaç, un çorbası, höşmerim, kaygana, yufka ekmek, killan böreği, hoşaf, paça-kelle, haşlama, çemen (közleme), yalancı mantı, mantı, erişte.

Yiğe: kurnaz, hileci

Yamaç: dağın yüzü, eteği.

Yaka: taraf, kenar, kıyı

Yurt-yurtluk: yaylak ve kışlakta obaların çadır kurduğu ver.

Yeğni: hafif

Yumru: topak, şişlik

Yanaş: yaklaş

Yılgın: bezgin, çekingen

Yakım yakmak: ağıt söylemek

Yufka yürekli: merhametli, hisli, duygulu

Yakınmak: kendine acındırmak

Yerinmek: memnuniyetsizlik

Yazılmak: yayılmak, dağılmak, bir yere kayıt olmak

Yalama: bozulmuş, aşınmış, silinmiş

Yazma: yemeni, örtü, çember,burgu, başörtüsü

Yetmek: tamam olmak, başgelmek

Yetişmek: ulaşmak, varmak, kendini iyi hazırlamak

Yeşerti: yeşillik, bitki

Yenik: ısırılmış

Yitik: kayıp

Yörük mutfak eşyaları: kazan, haranı, tava, sahan, lenger, sini, leğence, ibrik, tahra, çomça, kevgir, dibek, tas, senit, oklava, şiş, eldeğirmeni, helke, cingil, güğüm, bakraç, "tahta kaşık, sacayak, saç, yayık, su tuluğu, dağarcık.

Yörük isimleri: (bay): ahmat, abdil, bobulu, bulduk, bayramali, durmuş ali, ibili, ese, esmen, ıramazan, ibrağam, durhasan, hacı, kerim, memili, süllü, yusufca.

Yörük isimleri (bayan): ayşana, arzı, döndü, döne, durdu, dudu, eyse, elif, fadime, gülizar, hatça, ıraz, ireb, güllü, ümmü, keziban, ummanı, menevşe, selver, şerif, şerfece, teslime, sultan, zala.

Yapışkan: zamk, tutkal gibi şeyler

Yanal: pembemsi

Yova-yoğa, yoğanta: tembel, çalışmayan, makbul olmayan kişi

Yağma: bölüşmek, başkasının malını almak, kapışmak

Yanına komamak: bırakmamak, cezalandırmak

Yava: lezzetsiz, tatsız

Yavan: yağsız

Yitmek: kaybolmak

Yenilen yayla otları: çiğdem, burçalak, kenger, yemlik, teke sakalı, çıtlık, kuzukulağı, ekşimik-eğşi kulak

Yakı: vücuda tedavi için ilaç sarmak

Yarayışlı: faydalı

Yakarmak: yalvarmak

Yemeni: pabuç, çarık, ayakkabı

Yansılamak: tekrarlamak

Yokuş yukarı sarmak: yükseğe çıkmak, tırmanmak

Yeldirme: bir çeşit kadın örtüsü

Yoymak: bozmak, telef etmek

Yenişememek: berabere kalmak

Yumak: ip çilesi

Yunmak: yıkanmak

Yanıltan: kandıran, aldatan

Yuvak: silindir biçiminde sertleştirme, yuvma taşı

Yeğlemek: tercih etmek

Yayladaki yabani ağaç ve bitkiler: koyun alıcı, ahlat, karamık, erik, payam, elma

Yaygı: çadırın tabanına serilen kilim, keçe, örtü

Yasılmak: eğilmek

Yangı: ateş, sızı, dert, sıkıntı, üzüntü

Yülemek: sürtmek, bilemek, bileylemek, keskinleştirmek

Yalınayak: çıplak ayakkabısız

Yazı: ova, düzlük, şehir dışı, kır, step, bozkır, yaban

Yetmemek: az gelmek

Yeltenmek: denemek, teşebbüs etmek

Yekinmek: davranmak

Yufka: ince saç ekmeği

Yar: dik meyil, uçurum

Yeşerti: yeşil taze ot

Yalman: eğri, düz olmayan (yayvan, çukur)

Yarayışlı: faydalı, yararlı

Yeğ-yeğlemek: tercih etmek

Yalpalamak: sallanmak

Yumuş: hizmet, görev

Yokyav: inanılmazlık, şaşkınlık sözcüğü

Yermek: horlamak, kötülemek.

- Z -

Zıylan: kaygan

Zövelmek: dinelmek, dimdik ayakta durmak

Zövele: gelengi, dağ sincabı

Zağar: belki, sanırım

Zevzek: ciddi olmayan, sulu

Zülüf: yüz yanında kalan saç

Zıtlık: terslik, karşılık, uyumsuzluk

Zonklamak: bir çeşit ağrı

Zığarmak: karşı gelmek, itiraz etmek

Zıbarmak: öImek

Zırlamak: ağlamak

Zırnıcıdı: pişman oldu

Zılgıt çekmek: kızmak, çekişmek, azarlamak

Zıllımak: caymak, vazgeçmek, dönmek

Zıvıtmak: başından savmak

Zıvdırmak: savuşturmak, göndermek

Zırıncamak: gönülsüzlük

Zıvlatmak: kabuğunu soymak, kavlatmak

Zavur: azarlamak

Zorsunmak: gücüne gitmek, isteksizlik



YÖRÜK SÖZLÜĞÜ - 2

- A -

Azarlamak: kızmak, çekişmek.

Az daha: neredeyse.

Ayıktı-ayıldı: kendine geldi.

Aha: işte, orada, eyvah.

Ayartmak: kandırmak, aldatmak

Algın alımını almış: hastalık kapmış.

Alayı: hepsi, tamamı.

Ağırlık Ölçü Alet ve Birimleri: Bir avuç, düzine, havayı, bir koşan, şinik, bir tutam, urup.

Ağaç Dalları: Çöğür, Fışgın, Filiz, Pürçek, Şah, Şıvgın, Süğgün.

Alan: düzlük, meydan.

Azıtmak: şaşırmak, atlatmak.

Apışıp kalmak: çok şaşırıp sessiz, hareketsiz kalakalmak.

Aşıt: gözden uzak yer, dağ geçidi.

Abanmak: üzerine yığılmak, yüklenmek.

Yaylada, Güzlede ve Seyilde (Kışlakta) yetişen ağaç adları: Andız, ardıç, alıç, ahlat, çalı, çam, çıtlık (menengiç, sakız), harnup, ılgın, hambeleş (murt), karamık, katran, piynar (palamut, pelit, meşe).

Aksamak: topallayarak yürümek, kurulu düzenin bozulması.

Aykırı: ters,zıt, aksine.

Abdalkeyfı: şekerleme, çalışmayıp dinlenmek.

Adaş: aynı isimli olan.

Ayıtlamak-ayıklamak: seçmek, ayırmak.

Akcapakca: tertemiz, kiri, lekesi olmayan.

Aşırı: ileri, fazla.

Aşrı: uzak, görünmeyen yer.

Ayak diretmek: inat etmek, ısrar.

Ayak sürütmek: oyalamak, atlatmak.

Apalamak: el ve dizlerini kullanarak yerde sürünmek.

Abdal-aptal: ahmak, salak, anlayışı kıt, saf.

Abaza: uzun süre cinsel ilişkiden uzak kalan

Arap: yüz rengi kara veya saçı kıvırcık olan kişi.

Acar: yeni.

Acemi: işe yeni başlayan, beceriksiz.

Apar topar: aceleyle.

Ardından; arkasından, daha sonra

Ardı sıra: peşinden, izinden, peşi sıra.

Aklını çekmek: aldatmak, kandırmak, önüne düşmek.

Aşermek: hamilelik sırasında bazı meyvelere aşın istek duyma hali.

Andırmak: benzemek, hatırlatmak.

Ağzınabaşa: söz dinlemeyen, başına buyruk.

Ara hastalığı: bulaşıcı, salgın hastalık.

Ağarmak: beyazlaşmak, aydınlık.

Avunmak, avuntu: olanla yetinmek, kendini kandırmak.

An: tarla ucu, sınırı.

Azarlamak: paylamak, kızmak

Ard: arka taraf, geriler.

Ayrı: farklı, değişik, aralarında bağlantı yok.

Avrat- Hatun- Karı: hanım,eş.

Artçı: arkadan, grup sonundan takip eden.

Avlak: av sahası, av yapılan yer.

Angut: ahmak, bir çeşit kaz.

-B-

Belmek-belişmek: bölüşmek, parçalara ayırmak.

Ban: yokuş.

Bunamak, bunak: aklını, hafızasını kaybetmek.

Bıçık-koyak-koy: dağda köşe, bucak, girinti, kesilmiş.

Bundan kelli: şimdiden sonra.

Besleme: evlatlık

Bulama: yepinti, kımız.

Bucak: dağların arısındaki girinti, kenar, köşe.

Burgaç: girdap.

Belek: bebeklerin sarıldığı bez.

Belemek: bebekleri kundağa sarmak.

Banane: beni ilgilendirmez.

Banmak: batırmak, daldırmak, tatmak.

Böcü bört: böcek, kurt, haşarat,

Bıkmak, bezmek: usanmak, gına gelmek.

Birden- birdenbire: aniden, ansızın.

Bitkin: yorgun, halsiz.

Bellik: işaret, İz.

Bile: hatta, dahi, de (öyle bile olsa).

Bari: keşke, olmazsa, öyleyse (geleyim bari).

Bildik: tanıdık, bilinen

Bağdaşmak: uyuşmak.

Bayakı: biraz, oldukça, eh işte, çok.

Bitelge: verimli tarla.

Böbürlenen: kendini beğenmiş.

Birebir: uygun, iyi gelmek

Bitene dek: tükeninceye kadar.

Büzülmek-büzüşmek: toplanmak, tostaparlak olmak.

Beraber: birlikte, yanyana.

Birde-bide: ayrıca, ilave olarak, hatta.

Bırakmak: salıvermek, koyu vermek.

Bağdaş kurmak: ayaklarını büküp oturmak.

Berinlemek: korkuyla, aniden uyanmak, irkilmek, ani hareket etmek.

Beri: buraya, bu tarafa doğru, bu yana, itibaren (dünden beri).

Beriki: bu tarafta olan.

Boşlamak: bırakmak, vazgeçmek.

Bobbak: meyve.

Bobalı boynuna: vebali, günahı kendine ait.

Buğu: buhar.

Billi-billik: çelik çomak, değnek oyunu

Bereli: ezik.

Badıldamak: anlaşılmaz şekilde konuşmak

Bicik: göğüs, meme.

Biriktirmek: Toplamak.

Bolartmak: bollaştırmak, genişletmek

Bu yana: bu tarafa.

Bişirik: sıva yapmak için toprağın saman ve suyla karıştırılıp özleştirilmesi.

Bulgur sokusu: taşdibek, havan.

Bilemek-bileylemek: bıçağın ağzını masata sürtüp, keskinleştirmek.

Bicecik-biricik: bir tane

Birezi-birazı: bir kısmı, bazısı.

Birazdan: az sonra.

Bundan dolayı: bu nedenle.

Bu yakaya: bu tarafa, bu yüze-

Büzmek: kese ve çuvalın ağzını, kenarlarını biraraya toplayarak kapatmak.

Bön: ahmak, (bön bön bakmak: anlamsızca).

-C-

Cozuttu: dağıttı, yanlış yaptı, sapıttı.

Cavır-gavur: inançsız, acımasız, çok kötü kişi.

Cırmalamak: tırnaklarını batırmak, tırmalamak.

Cice: yenge.

Cih-cık: olmaz.

Cingen: ısrarcı,arsız, isteyici, kavgacı (çingenelik yapma).

Cırcır: fermuar.

Çıngar çıkarmak: kavga, gürültü

Canavar: kurt.

Caymak: vazgeçmek, sözünden dönmek.

Cığışdatmak: rahatsız edici ses çıkarmak.

Cingil: yoğurt kabı, küçük helke, kova.

Cici-ciciş: sevimli, güzel, temiz.

Cıncık: cambilye, cam eşya (cıncık gibi parlıyor).

Cılız: zayıf, gelişmemiş.

Cıngıl: üzüm salkımı.

Cırlak: hoşa gitmeyen ses.

Cıs: uzak dur, değme, zarar verir.

Cabaya:Boşa, parasız

-Ç-

Çıfıt: kötü kişi.

Çomak: deynek, sopa.

Çağşak-çarşak: dağ yamacındaki (eteğindeki) parçalı, oynak taşlı yer.

Çuvaldız: büyük boy dikiş iğnesi.

Çolpa: salak, beceriksiz, şaşkın, emsiz.

Çimdiklemek: iki parmakla birinin derisini sıkmak

Çare: derman, çözüm.

Çömelmek: dizini büküp eğilmek.

Çemkirmek: öfkeli, kızgın halde bağırarak konuşma.

Çaylak: işinin acemisi, yenisi.

Çonmak-çonuşmak: başına üşüşmek, toplanmak, yığılmak.

Çapak: göz rahatsızlığı.

Çıkışmadı: yetmedi, az geldi, eksik kaldı, dekleyemedi.

Çıkışmak: kızmak, bağırıp çağırmak, azarlamak, çekişmek

Çemremek: kolu, paçayı büküp yukarı kaldırmak, sıvamak, kıvırıp geri toplamak.

Çalpalamak: sağa sola sallayıp karıştırmak, çırpmak.

Çınlamak: ses çıkarmak, ötmek.

Çıngırak: küçük zil, çan

Çaşarat: gürültücü, kavgacı.

Çığırmak: çağırmak, haber vermek, seslenmek, bağırmak, türkü söylemek.

Çarkıt: çabuk bozulan uydurma alet.

Çığrışmak: bağrışmak, ağlamak, feryat.

Çiğnemek: üstüne basmak, ezmek, geviş getirmek, sakız gevmek.

Çıtak: gözü kara, atılgan, kavgacı.

Çenileyip durmak: acı nedeniyle uzun süre bağırmak

Çört: beceriksiz, salak

Çoban salık; çobanın kaldığı kulübe.

Çorak: borlu, susuz, tuzlu toprak, otsuz toprak.

Çelme takmak: ayağını uzatıp birinin yürümesini engellemek, tökezletmek.

Çırpı: küçük ağaç dalları.

Çırpıştırmak: hafifçe vurmak, geçiştirmek

Çelen: damın kenarı, saçak.

Çomça: kepçe, büyük kaşık.

Çekemezlik: kıskançlık, hasetlik.

Çelimsiz: zayıf, güçsüz, gelişmemiş.

Çıtlatmak: önemli veya gizli bir bilginin bir kısmını söylemek

Çimdirmek: yıkamak.

Çalkama: yoğurt suda ezilerek yapılan ayran.

Çarçur etmek: İsraf, parayı gereksiz yerlere harcamak.

Çakır: bir renk (yeşil, kahve karışımı).

Çul: bez

Çalmak: sürmek, bulaştırmak, hırsızlık, müzik aleti kullanmak

Çalgı: müzik aleti.

Çalgıcı: müzisyen.

Çıkıntı: arta kalan, fazlalık, dışarı kaymış.

Çatmak: birine kavga çıkarmak amacıyla laf atmak, birbirine tutturmak.(silahları çatmak)

-D-

Darı: mısır.

Dip: taban, alt kısım, hemen yan taraf.

Dolambaç: dolaşık, karışık, çetrefilli.

Damızlık: çiftleştirmek için ayrılan İnek, koyun.

Deriyi eylemek: işleyip, post, tuluk yapmak.

DERİ ÇEŞİTLERİ: gön, meşin, kayış, kiriş, kösele, post, sırım, sahtiyan, tulum, tuluk, yorak.

Dolaz: lor suyu kaynatılarak elde edilen çökelek.

Değirmi: yuvarlak.

Denilen: söylenen söz.

Dikleşmek-diklenmek: dik kafalık etmek, karşı çıkmak.

Dönemeç: viraj

Davdarlamak: şaşırıp yanlış davranmak.

Dölek: düz, uygun, doğru.

Dermek-deşirmek: toplamak, bir araya getirmek.

Deyesek: atasözü, deyim.

Dikelmek-dikelik-dinelik: doğrulmak, kalkmak, ayakta durmak.

Dalını çiğnemek: sırtına basmak.

DOKUMA VE İPLE İLGİLİ SÖZCÜKLER: argaç, atkı, bağcak, çile, çözgü, düğüm, gelep, ısdar, ilmek, kestel, kırnap, kirkit, kolan, kusgun, örk, urgan.

Dolaşmak: etrafta gezmek, birbirine karışmak.

Dalaşmak: kavga etmek

Dımdızlak kalmak: herşeyini yitirmek.

Devlikesi gün: bir sonraki gün, ertesi gün.

Dikbaşlı: aksi, söz dinlemeyen.

Dikme: fidan.

Dürtmek-dürtüklemek: el veya değnekle sertçe dokunmak, itmek, değerek uyarmak.

Dabış: salak, bastığı yere dikkat etmeyen, dikkatsiz.

Deklemek-denklemek: hazırlamak, ayarlamak, aynı hizaya getirmek, eşitlemek, nişan almak.

Denk geldi: Uygun düştü

Dangalak: rastgele konuşan, münasebetsiz.

Direnmek: karşı koymak.

Diretmek: çaba, gayret göstermek, mücadeleden vazgeçmemek.

Dürzü: yanlış iş yapan, belalı, ahlaksız.

Dala vereci: üç kağıtçı, düzenbaz, sahtekar.

Dünden beri: dünden bu yana, dünden itibaren.

Densiz: terbiyesiz, arsız.

Dahacık: işte orada.

Daha-dahanak: işte.

Diş bizlemek: Dişlerin arasını kürdanla temizlemek.

Dadanmak: bir şeye alışmak, bağımlı olmak, sıkça uğramak.

Dek: (varıncaya dek) varıncaya kadar.

Düşe yazdım: az kalsın düşecektim

Dobalan: keme de denilen patatese benzer bir çeşit mantar.

Davar gütmek-koyun yaymak: keçi ve koyunları merada-yaylada otlatmak.

Dönek: sözünden dönen, tutmayan.

Dakanak: İlişki, bağlantı, parasal borç.

Darmadağınık: her yere saçılıp, dağıtılmış.

Demek, de: söylemek, söyle.

Demek ki: (örn: demek ki derse çalışmıyorsun.) hakikatte, gerçekte , aslında.

Dövünmek: vah, tuh diyerek üzülüp yakınmak, pişmanlık.

Durumsuz: dur bilmeyen, sabırsız, söz anlayıp dinlemeyen.

Dilemek: istemek.

Dıkız-tıkız: kuru, sert, boğazdan zor geçen

Demin: az önce.

Düğürcük: ince taneli köftelik bulgur.

Düven: buğday sap ve başaklarını saman ve tane haline getiren harman aleti.

Dolambaçlı: dolaylı, dolaşık, karışık.

Düvek: toprak damları sertleştiren taş veya ağaç slilindir.

Değil: o olmayan, farklı.

Dellenmek: delirmek.

Dayak: sopa, dövmek, ağaç destek.

Dadak: bebek yiyeceği.

Don: külotun bol ve uzun olanı.

Dazkır: ağaçsız, otsuz, susuz ova.

Durgun: akışkan değil, hareketsiz.

Diğdirmek: ayakta küçük çiş yapmak.

Davranmak: harekete geçmek

Dişemek: bebeklerin dişlerinin çıkmaya başlaması.

Duragör: bekle.

Direlmek-dirilmek: canlanmak.

Dümbük: pezevenk, ahlaksız.

Dürmek: sarmalayıp, kapamak

Daldırmak: içine sokmak

Dolama: Dolak, kuşak

-E –

Elini kovşak tut: hazır ol, çok beklersin, boşuna umma

Emi: tamam mı? (uyarı, tembih sözü)

Ebe: nine

Emmi: amca

Evtinmelik: vakit geçirilen, oyalanılan şey

Evtik yapmak: can sıkıntısını gidermek için birşeyle oyalanmak

Evinmek: eli boş olmaktan canı sıkılmak, vakit geçirememek, kararsızlık hali, isteksizlik

Eylemek: yapmak, etmek

Eğip bükmek: kıvırmak

El: yabancı

Epey-epeyi: çok, oldukça, hayli, uzun süre

Epeydir: çoktan, uzun süreden beri

En: rumuz, simge, işaret, bellik, alamet, damga

Eletgel: götürüp dön, ilet, ulaştır

Elverişli: uygun

Ersiz: kocasız

Eşmek: deşmek, kazmak

Eh- eh işte: olabilir, idare eder, kabul

Elleğem: sanırım, tahminimce, aslında, sanki, herhalde

Elleşme: değme, dokunma, uzak dur, bırak, uğraşma

Eğlenceye almak: alay etmek

Elliyin körü: öyle olur mu hiç? Pes doğrusu

Emişdirmek: kuzuya annesinin sütünü emzirtmek

-F-

Fellik fellik aramak: köşe bucak her yere bakmak.

Fiyakalı: cakalı, gösterişli.

Fırıldak: topaç, rüzgarda dönen şey.

Fos: içi boş.

Fışkırtmak: su sıçratmak, püskürtmek, attırmak.

Fileke: ince düz, karo benzeri yassıtaş.

Fişgene: salyangoz, sümüklü böcek.

-G-

Göresek: görgü, kültür.

Götürü: pazarlık usulü, toptan, tümü birden, tahmini.

Gönlüm yok: razı değilim, istemiyorum, içimden gelmiyor.

Gürbüz: gelişmiş, dinç.

Gün ortası: öğle vakti.

Gün aşarken: güneş batarken.

Gün aşırı: birer gün aralıkla.

Gönenmek: zenginleşmek.

Göynek: iç çamaşırı, atlet

Gavlak: kabuğu çabuk soyulan.

Goruk: olgunlaşmamış, ham (üzüm)

Gözünü kırpmak: kapatmak

Güdü: çoban tarafından otlatılan sığır sürüsü.

Görüp batır: bizi görüp duruyor.

Gevrek: çok kurumuş.

Güz: sonbahar.

Güzlemek: güzle de konaklamak.

Gömü: define, topraktan çıkarılan eski para, eşya.

Göz seyrimesi: tik, göz atışı.

Görümce: kocanın kız kardeşi.

Gicimik-gicişme: kaşıntı.

Gilik: çekirdek.

Gıcık: boğazda tıkanma, koyun cinsi.

Gambersiz düğün olmaz: çalgısız düğün yapılmaz. (Gamber: düğünde çalgı çalan kimse.)

Gazel: kuruyup yere dökülen ağaç yaprakları.

Gel bari: ne yapalım, öyle olsun, sen bilirsin, istiyorsan gel.

Gırassamak- gırassıramak: arzulamak, özlemek, aşırı istek, yoksun kalmak.

Güzle: yörüklerin yayladan kışlağa dönerken, son baharda 1-3 ay süreyle konakladıkları yer.

Gıllan böreği: peynirli, yağlı börek, bir çeşit gözleme.

Gıncıvırlanmak: cilve, naz yapmak.

Gömük: batak, çamurlu yer.

Gıdık: çene altı.

Gönen: tav, hazır hale gelme, oluşmak, kıvamına gelmek.

Günaşık-güne bakan: ayçiçeği, cımışka.

Gülümek- külümek: koyunun üç bacağını birden iple bağlamak.

Göcen: tavşan yavrusu.

Gavurga: kuru yemiş olarak yenen kavrulmuş buğday, darı.

Güdük: kısa.

Gevmek: çiğnemek, geviş getirmek.

Govşak: (elini govşak tut) hazır bekle, el açmak, umut etmek.

Göde: şişman, göbekli.

Gangan-ganggang: araba, kağnı.

Gıcır: yeni, parlak, tertemiz.



-H-

Heybe: yolculuk sırasında içine, eşya konulan iki gözlü halı veya kilim torba

Halaç-hallaç: yay aletiyle yün atıp, yüne yumuşaklık kazandıran onu kabartan.

Hömermek: karşı gelmek, dikleşmek, kafa tutmak, başkaldırmak.

Homurdanmak: anlaşılmaz şekilde söylenmek

Hey, hişt: iletişim kurmak, çağırma sözcüğü, buraya bak anlamında.

Hemide: hatta, aynı zamanda, dahası, birde, dahi, ayrıca, üstelik.

Hepsi-hepiciği: tamamı, bütünü, tümü.

Höyle: böyle, bu şekilde.

Hele bigel - gel hele: tehdit ve istek içeriyor, ne olur, bir dene, ısrarcı söylem.

Ham: ergin değil, olgunlaşmamış.

Hincik-hindi: şimdi, şu an.

Hindiyedek: bugüne, şimdiye kadar.

Harar: büyük çuval.

Haranı: büyük tencere, kazanın küçüğü.

Hayli: çok, oldukça.

Hamlamak: düzensiz ve çok çalışma nedeniyle kol ve bacakların tutulup, ağrıması.

Hazağar: sanırım, belki, öyle olabilir.

Havaktı: yara iyileşmedi daha da kötüleşti.

Hörgüç: devenin sırtındaki bir veya iki yağ çıkıntısı.

Haydi gidelim: davranın, kalkın, artık yola çıkalım.

Hangi öyle: nasıl.

Hırpalamak: yormak, eziyet etmek.

Haylaz: yaramaz, afacan

Harcın değil: gücün yetmez.

Huylanmak: şüphe, tereddüt etmek.

Huysuz: geçimsiz, şımarık.

Harıltı-hırıltı: rahatsız edici ses.

HAYVAN SEMERLERİ: Eyer; at – Palan; eşek – Havut; deve

HAYVAN SESLERİ: At; kişner, Eşek; anırır, Öküz; böğürür, İnek; möler, Koyun; meler, Köpek; havlar, Kurt; ulur, Kedi; miyavlar, Tavuk; gıdaklar, Horoz; öter, Civcik (serçe); cik cik öter, vıcırdar.

HAYVANLARLA İLETİŞİM SÖZCÜKLERİ: Köpeklekle ilgili: kuçu, kis, bosi, geh, karabaş, hoşt. Kedi: bis, bistan. At eşek: deh, çüş, dırs. İnek: hoh. Deve: ıh. Tavuk: cücü, küş, kış. Koyun-keçi: ay, kiş, burt, hüt-hüüt, ci, cih, ceh.

Höykürmek: haykırmak, yükses sesle söylenmek.

Hırtlak: kelek, şalak, ham kavun.

Hısım: akraba.

Hendeki: senin elindeki, yanındaki.

Hendekini- henkini: sendekini, elindekini.

Hangisini: bunlardan birinimi, hangi şeyi.

Höyle: bu şekilde, böyle, bunun gibi.

Horda: orada

Hordan: oradan, ileriden.

Hordaki-hordakini: o, onu.

Hunda: bunda, şunda.

Huneci: bu ne, buda nesi.

Hüsüktü: kırıldı, suskunlaştı, çekindi.

Hora-hura: şura, şuraya, buraya, oraya

Hoyrat: kaba, düşüncesiz, çevresine saygı göstermeyen, çekinmeyen

Haydi ordan: olmaz, çekil git.

Haşarı: yaramaz.

Hödük: salak.

Haşırtı-hışırtı: rahatsız edici ses, gürültü.

Herif: koca, eş.

Hallice: durumu daha iyi

Habire: durmaksızın, devamlı, sürekli.

-I-

Issız-ıpıssız: insansız, sessiz, sakin, tenha.

Ismarıç-ısmarlamak: sipariş, bir şeyin satın alınmasını, getirilmesinin istemek.

Işamak: düşürmek, yere dökmek için sallamak, çırpmak

Iskalamak: isabet ettirememek, vuramamak

Ivır zıvır: lüzumsuz şeyler, ayrıntı.

Islaklık: yaşlık, sulanmış

Iğratma: değme sallanıp düşer, yerinden kıpırdatma.



-İ-

İlle: muhakkak.

İsilik: sıcaklık ve ter etkisiyle oluşan bir cilt hastalığı.

İyi bari: ne yapalım

İçi kıyılmak: midesi ağrımak.

İçi sızlamak: acımak, üzülmek.

İşkillenmek: şüphelenmek.

İlkmek: artırmak, biriktirmek, tasarruf.

İlmek: tutturmak, bağlamak

İlinti: ilgi, bağ

İmrenmek: özenmek, gıpta etmek

İşten kaytarmak: işe gitmemek.

İğreti tutturmak: özensiz, geçici.

İliştirmek: eklemek, sonradan takmak, koymak

İnek adları: Buzağı, Dana, Tosun, Düveği, Öküz, Boğa

İçikti: dugulandı, ağlamaklı oldu, içlendi.

İsteyici: dilenci.

İşler tavsadı: aksadı, terslik başladı.

İğdiş: hadım.

İştanak: daha orda

İşi rast gitmek: şanslılık, beklendiği gibi olmak.

İrermek-irileşmek: büyümek.

İteklemek: itmek, kakdırmak

İngi: diş ve damaktaki ağrı veren rahatsızlık

İteği: ekmek yaparken senitin altına serilen bez.

İyice: durumu biraz daha iyi, fena değil.

İlikle: önünü düğmele, kapat.

-K-

Kıymık: çok küçük ağaç parçası

Kene: asalak cinsi.

Kuduruk: kuduz, azgın.

Kötürüm: felçli.

Kel: çirkin, saçsız

Kötek atmak: dayak, dövmek.

Kevgir: süzek.

Karın: işkembe.

Kaymak: süt kreması.

Kaygana: peynir ve yumurtayı birlikte pişirmek,

Keş: kaymağı alınmış yayık ayranından kaynatılarak elde edilen çökelek.

Kırkmak: kesmek, kısaltmak.

Kırpık: uçları kesik

Kırpıntı: küçük parçacıklar.

Kalan: artık, bundan sonra

Kürümek: itelemek, kakdırmak.

Kürelenmek: bir araya toplanmak, yığılmak, öbek, grup oluşturmak.

Kırığı olmak: evlilik dışı ilişki amacıyla dost edinmek.

Kösülmek: uzanıp yatmak, ayaklarını uygunsuz uzatmak.

KÖPEK CİNSLERİ: Çomar, karabaş, kupay, tazı, zağar, süs

Köpeklere Yaş Dönemlerine Göre Verilen Adlar: Enik, bosi, pali,

kopil, it.

Kercine davranmak: inadına, kasıtlı olarak.

Kart: yaşlı, zamanı geçmiş.

Keme-gelengi-zövele: yayla, dağ sincabı

Kaş: dağın yüzü, sırtı, yakası.

Kıvamına gelmiş: hazır, olmuş.

Kiriş: bağırsaktan yapılan yay ipi

Köfün: gövde, vücut

Kaytarıcı: işi gereğince yapmayan

Karakış: zemheri (Aralık ve Ocak ayları)

Kere-bir kere: kez, defa

Karman-çorman: karışık, düzensiz

Kocaman: iri, büyük

Koyvermek: bırakmak, salmak

Kovşak: açık, aralık, gevşek, iyice sıkıştırılmamış

Kabarmak: yükselmek, şişmek

Kıpranmak: kıpırdamak, hareket etmek, davranmak, kıynaşmak

Kıpırtı: hareket

Kimezi: kimisi, bazısı, bir kısmı

Kez: defa, kere

Kubat: kaba, şekli bozuk, özensiz

Kaka-eegh: pislik, pis.

Kursaksız: kıskanç, haset.

Kakdırmak: iteklemek.

Kıvrat: çevir, döndür.

Körsen yol: işlek olmayan, çok az araç geçen.

Körsen yazı: belirsiz, okunaksız, silik.

Keşgi, Keşke: olsa iyi olur, olmasını isterim.

Kabala: toptan, götürü.

Kolaysınmak: kolayına gitmek, işine gelen şekilde.

Kanakana su içmek: susuzluğu geçinceye kadar.

Kandırmak-Kandırıkçı: aldatmak, aldatıcı, hileci.

Koçmarkeler: kaya kertenkelesi

Kırangirmek: salgın hastalıktan toplu ölüm hali

Kekre: buruk, lezzetsiz, ham, acı ve ekşimtırak.

Karsamba: fazlalık, kullanılmayan ve rastgele etrafa bırakılan, dağınık durumdaki eşya, çıkıntı.

Kösteklemek: büyükbaş hayvanı ayaklarından bağlayıp otlamaya bırakmak

Küt (bıçak): kesmeyen, ağzı kör.

Koyak: dağlık bölgede, dağlar arasındaki girinti, bucak, deniz koylarının yaylada olanı.

Kısır: yavru yapamayan , bulgurdan yapılan etsiz çiğ köfte

Keven: Yörüklerin ısıtmada yakacak olarak kullandıkları, tikenimsi bir yayla otu.

Kısmı: cimri, pinti, elisıkı, kısan

Kışlak: Göçebelerin çadırda kalarak, hayvanlarıyla birlikte kış aylarını geçirdikleri, deniz, göl ve akarsu kenarlarındaki ılıman yerler. Akdeniz yöresindeki kışlak yerleri için seyil sözcüğü kullanılır.

Kör gelmek: nankörlük etmek, iyiliği bilmemek

Kırçma: sürtünme sonucu oluşan ezilme.

Kirekör: Kirleri göstermeyen renk.

Kuyruk ölüsü-böğü: akrep, tarantula cinsi örümcek.

Kümük (burunlu): içe basık, çökük.

Külüstür: eski, bakımsız.

Keymek: giymek.

Kubarmak: şişinmek, tüylerini kabartmak.

Kayış: kemer.

Kuşene: tencere

Kunnamak: yavru yapmak, doğurmak.

Kişelemek, Kişkişlemek: kovalamak, uzaklaştırmak.

Kengi: bel ve bacaklardaki romatizmal hastalık ağrısı.

Kümeli: toplu, bir arada.

Kovucu: dedikoducu, gıybetçi, laf getirip götüren.

Kınnap: İp, sicim.

Kip: uygun.

Kocamış: yaşlanmış.

Kekil-Kakül: perçem, zülüf.

Kicimek-kicikti: kinleşmek, inatlaşma, zıtlaşma, biriyle uğraşmak

Kamga: ağaç parçacığı.

Kerkinmek: sürtmek.

Kığı: hayvan gübresi.

Körpe: taze

Karık: Andallarda sebze dikmek için oluşturulan sıralar.

Kıkırdak: ateşte kavrulmuş kuyruk veya iç yağı parçaları.

Kavurma: saç üzerinde ve yağ içinde pişirilen kuşbaşı et.

Kırağı çaldı: soğuk vurdu.

Köse: sakalsız.

Kelli (bundan kelü): bundan dolayı, sonra, artık, gayri.

Kocalık yapmak: evlilik hayatını sürdürmek.

Kocakarı: yaşlı kadın.

Kıt-Kıtlık: az, yetersiz, noksan, yokluk.

Kazmık: sütün kaynatıldığı kabın dibinde oluşan yanıksı tortu.

Kıytırık: işe yaramaz, uydurma.

Kof: içi boş.

Kater: dizi

Kamaşmak: dişi sızlamak, gözü kırpışıp kapanmak.

Kuşluk vakti: güneşin doğuşundan sonraki zaman.

Kulp: halka, tutacak.

Karamık: yaprakları eşki bir çalı bitkisi.

Küsmek: darılmak, gücenmek, ilişkiyi kesmek.

Koyup gitmek: bırakıp ayrılmak.

Koşan: iki avuç içi kadarlık bir ölçü birimi

Kaygılanmak: tasa, üzüntü çekmek.

Kaç günde bir: ne kadar sürede.

Kırıtmak: salınarak yürümek.

Kertmek: bıçakla ağacı biraz yontmak, kesmek.

Kubuz: palavra, mavra.

Koğucu: dedikoducu, laf taşıyıcı.

Kirtikli: girintili.



-L-

Lor: peynir suyu kaynatılarak elde edilen çökelek.

Lades tutuşmak: hafıza (aklımda) ve unutkanlık yarışı.

-M-

Mehel: uygun.

Mısmıl: murdar olmayan, yenilebilir hayvan eti, uygun.

Mıhlı: kurtlu meyve, sebze.

Menevişli: işlemeli, nakışlı.

Maval-Martaval: asılsız, uydurma haber, boşsöz, palavra.

Murt, Hambeleş: Mersin ağacı ve meyvesi.

Mehel görmek: uygun bulmak.

Meğerse: gerçekte, aslında, halbuki, ama.

Mel mel- Melûl Bakmak: safça, bel bel, bön bön bakmak.

Mesmeye almamak: hesaba katmamak, yok saymak, önemsememek.

Mıncıklamak: parmaklarıyla sıkarak yoklamak.

Mitil: yatakyüzü, eskimiş bez.

Minnacık: çok küçük.

Meliz: bal arısı

Mızırdanmak: anlaşılmaz şekilde konuşmak.

Murayı: zevzek, sulu, şaklaban.

-N-

Nayle: nasıl, ne şekilde.

Nörüyon: ne yapıyorsun.

Niye-Neye: niçin, neden.

Namazlağ: halı, kilim, seccade, post.

Ne carcur edip duruyorsun: bağırıp durma.

Nevri dönmek: kafası karışmak, çok kızmak, kendini kaybetmek.

-O-

Oklava: hamuru yayıp incelten düzgün değnek.

Okşamak: sevgiyi el hareketleriyle göstermek.

Ovalamak: avucunda döndürerek yuvarlak hale getirmek veya küçük parçalara ayırmak.

Ovuşturmak: avuçlarını birbirine sürtmek.

Ondan öte: ondan sonra, dolayı, uzak

Oyalamak: boş şeyle vakit geçirmek, boş yere bekletilmek.

Ossuruk: yellenme, bağırsakların gaz çıkarması.

Olurmola: acaba öyle olur mu

Ortalık yer: meydan, göz önünde.

Oh olsun: Cezasını buldu.

Onuşmadı-Onmadı: iyileşmedi, gelişmedi, başarısızlık.

Oturak: iskemle, sandalye.



-Ö-

Öbür tarafa: diğer yöne doğru.

Öbür-Öbürsügün: sonraki gün.

Öte yaka: diğer yön, taraf.

Öz: akarsu.

Öğün: günde üç defa yenilen yemeklerden her biri

Öyle değil mi: tasdik bekleyen soru şekli, biliyorsun, benim dediğim gibi!

Örklemek: hayvanı otlaması için, kazık ve sikkeyle ayağından çayıra bağlamak.

Önüne düşmek: kandırıp kötü yola götürmek

Ötürük: ishal, amel.

Ötürü: dolayısıyla, nedenle, sebebiyle.

Özlemek: göresi gelmek, arzu etmek, çok istemek

Ömük: boğaz, yemek borusu, hömürtlek.

Öteyüz: arka taraf

Özenmek: dikkat etmek.

Ödeşmek: alıp vereceği kalmamak.

Övmek: beğenmek, takdir etmek, yüceltmek.

Övünme: kendini beğenme, olayları abartarak anlatma.

Övüngeç: kendini çok meteden, boş yere övünen.

Ödünç: borç almak.

Ödü sıtmak: korkmak, çekinmek, ödü patlamak.

Ötgün: çok iyi öten.

Öş, Öşerti: loş, alaca karanlık, akşamla yatsı arası, körsenlik hali.



- P -

Palaz: keklik yavrusu.

Peşkir: havlu.

Pınar: suyun çıktığı kaynak, bulak.

Peynir ve Süt Ürün Çeşitleri: Tulum peyniri, Çökelek, Keş, Lor, Dolaz, Teleme, Yepinti, Ayran, Kaymak, Yağ, Yoğurt

Püskürmek: uçuşmak, sıçramak.

Pimpirikli: Şüpheci, kararsız, huzursuz.

Püs: ağaç tutkalı, zamk.

Pu (pu sana): yaptığın ayıp, terbiyesiz anlamında kızgınlık belirten sözcük

Pus: sis, camda oluşan buhar

Pisi: kedi.

Pısırık: çekingen, beceriksiz.

Partal: eski püskü.

Pasaklı: kirli, dağınık, düzensiz.

Patavatsız: kaba, yersiz davranan, dangalak, dengesiz.

Peydahlamak: bulmak, meydana getirmek.

Paf: içi kof, göründüğü gibi olmayan

Pıskırdı, Tıksırdı: öksürdü, hapşırdı.

Pek-peklik: sert, çok, kabızlık.

Pekiyi: çok çok iyi, tamam, öyle olsun.

Peşi sıra gitmek: arkasından takip etmek

Parpılamak: tembih, kızgın halde öğüt vermek, eleştirip uyarmak.



-R-

Renkler:

akça, alabula, çil, çopur, ela, gökçe, karaca, karacuk, kuzguni, kızılca, menekşe, vişne çürüğü.

Rastlamak: karşılaşmak.

Rast gitmek: işi iyi gitmek, beklentisi gerçekleşmek.

Rastgele: salgaraya, baştan savma.

-S-

Sakınmak: çekinmek, uzak durmak.

Sıvışmak: kaçmak, habersiz ayrılmak, sessizce uzaklaşmak.

Sakyatan: çabuk uyanan, yarı uyanık

Savmak: başından savuşturmak, göndermek.

Siğmek (Keçi Siğdi): küçük çişini yaptı.

Siyekli: pasaklı, paçaları pis.

Savran: deve yöneticisi.

Saçayak-Saçayağı-Sayacak: üç bacaklı portatif demir, ocak tencere konan

ayaklık.

Sündürmek: çekip uzatmak, gerdirmek.

Sırçan: fare.

Senit: ekmek tahtası.

Sataşmak: çatmak, sürtünmek, laf atıp kızdırmak.

Sıtmak: patlayıp delinerek dışarı akmak, sızmak, çıkmak.

Sırım: deriden yapılan ip.

Sıklat basmak: bunalmak, sıkıntı, sıcaklık, hararet.

Salgaraya: rastgele, baştan savma, salla parti, düşüncesizce.

Sopa: dayak, çomak, deynek.

Sopa çalmak: dövmek

Süsmek-müsmek: tos vurmak, kafa atmak, tokuşmak.

Salmak: salıvermek, bırakmak.

Somurmak-sömürmek: emmek.

Somurtmak: surat asmak.

Sığmak-sığışmak: bir yere zorlanarak girip yerleşmek, içine girmek,

sığınmak.

Sıvazlamak: okşamak, masaj yapmak.

Söbü: ince ve uzun.

Sarmak: dolamak.

Sırtlamak: sırtına almak, yüklemek.

Sardırmak: sarp yokuşa, dağa tırmanmak.

Sıtarası yok: itibarı, saygınlığı yok, şanssız.

Sanmak: zannetmek.

Sırtarmak-Sırıtmak: gülümsemek, dişlerini göstermek.

Sümsük: salak.

Sekitmez -sektirmez: kaçırmaz, attığını vurur.

Sökmek: çekip çıkarmak, kazarak dışarı çıkarmak.

Sınamak: denemek,

Semirmek: şişmanlamak.

Sargın: tutkun, istekli, bağlı.

Sündürme: tereyağda eritilmiş taze peynir.

Sırf (Sırf beni kızdırmak için): Özellikle, sadece, yalnızca.

Sırtını sıvazlamak: sevgisini, memnuniyetini el hareketleriyle göstermek.

Silkelemek: Çırpmak, sallamak.

Sarpadam: aksi, inat, ters, uzlaşmasız.

Sülük: batakta yaşayan emici bir solucan tipi.

Sini: tepsi.

Sıracalı: hastalıklı.

Sıska: gelişmemiş, zayıf, küçük.

Sırıncamak: yük olmak, sıkıntı vermek, aşırı ısrar, çok uzatmak.

Sırıncatmak: çok bekletip ekşitmek.

Sırımak: dikmek, işlemek, örmek (yorgan sırımak).

Sırtını çiğnemek: ayağıyla birinin sırtına basmak.

Saçmasapan: mantıksız.

Sürünceme: gecikme, işteki aksaklık, uzama, beklemede kalma.

Saydaş: Düztaş.

Sakırga: parazit.

Satlıcan: zatürre, grip, soğuk algınlığı.

Sağmal: sütü sağılan hayvan.

Sırkıntı: çıkıntı, artık.

Savsaklamak: ihmal etmek.

Sığ: derin olmayan.

Sığıntı: bir yere sığınan, iltica eden.

Sokurdanmak: söylenmek, kızgın halde kendi kendine konuşmak.

Sançdı: sarsdı, salladı.

Sayıklamak: uykuda konuşmak.

Seyreltmek: azaltmak, aralıklı hale getirmek.

Sepelemek-sepinti-serpiştirmek: dağınık olarak atmak, yağmurun ince ve savrularak kısa süreli yağma hali.

Sulu sepken: karla karışık yağan yağmur.

Sızlanmak: kendine acındırmak için yalvarıp, yakarmak.

-Ş-

Şavkarmak: aydınlanmak, ışımak.

Şalvar: bol kesimli pantolon.

Şimdi: hemen, derhal, şu an.

Şımarık: arsız, dengesiz.

Şaplak vurmak: el çırpmak, tokat atmak

Şirnemek: Şirretleşmek, terbiyesizlik etmek.

Şiflemek: ayçiçeğini çitleyip, içini kabuğundan çıkarmak.

Şomağızlı: kötü tahminde bulunan.

Şora: şuraya, ileriye.

Şurdan ağrı: buradan başlayarak, ileriye doğru.

-T-

Te: daha, işte, orada.

Te orda: Uzaktaki, ilerdeki, işte.

Turalanmış: bükülmüş, örülmüş.

Tostoparlak: yusyuvarlak, top gibi.

Tepelemek: üstünde dolaşmak.

Tepmek: tekme vurmak, yeri belleyip kazmak.

Tepeleme doldurmak: üstünden basa basa, sıkıca yığmak.

Temelli: devamlı, sürekli olarak

Temelli gitmek: bir daha dönmemek üzere kesin olarak ayrılmak.

Tepik: tekme.

Tekin adam veya yer değil: güvenilmez, tehlikeli.

Tutkun: bağlı, sargın, tutmuş.

Tedirgin: husursuz, sıkıntılı

Tiremek: taşımak, çekmek, tutmak.

Tangırtı yapmak: gürültü çıkarmak.

Tıknaz: kısa ve kilolu.

Tok: karnı doymuş.

Tozak: ipin ucundaki püskül.

Tümsek: yükselti, yığın, çıkıntı, tepecik.

Tingildemek: korkuyla ani hareket etmek.

Tamtakır: hiçbir şeyin kalmaması, tümüyle yok olma.

Tabi: elbette (geleceğim tabi).

Tülek: çabuk tüylenen, çok kıllanan.

Ters: hayvan gübresi, dışkı.

Tingedek: aniden sallandı, düştü (kalbim ting etti), ürperdi.

Teltik: karışık, akılda zor kalan veya hemen akla gelmeyen, farklı.

Tıpırtı: hafif ses.

Tapırdanak: gürültülü şekilde, aniden

Tutuk: çekingen, isteksizce, antisosyal, girişken değil.

Tespermek: suyu çekilip kurumaya başlamak.

Tıksırmak: hapşırmak.

Tüh: eyvah, pişmanlık sözcüğü.

Tos tos durmak-Tosmarmak: surat asmak.

Tapışlamak: gönlünü almak, sırtını sıvazlamak.

Tepinip durmak: el, ayak haraketleri ve bağırarak karşıdakine tepkisini göstermek, onu razı etmeye çalışmak

Tıkış-Tıkıç gibi: tıknaz, şişmanca

Tırsımak: gözü korkmak, bıkmak, vazgeçmek, soğumak hali.

Tat: Türkçeyi iyi konuşamayan, bazı harfleri düzgün çıkaramayan veya İranlı anlamında.

Tavsamak: aksamak, işverimi düşmek, hızını, canlılığım yitirmek.

Terkisine almak: örneğin eşekle giden bir kişinin, ikinci bir kişiyi daha eşeğe bindirmesi.

Teres: yaramaz insan.

Tütsülemek: nazar için üzerlik otunun yakılıp dumanının koklatılması.

Tabansız: korkak.

Tırıs gitmek: çok hızlı koşmak.

Topal: Yürürken aksayan, bacak veya ayağı özürlü olan.

Tezcanlı: aceleci, sabırsız

Tün güdü: Zıpladı

-U-

Uçkun: Kayacak gibi, heyelana maruz.

Umursamaz: aldırmaz, ilgilenmez, önem, değer vermez

Ulaşmak: varmak

Uğru sıra yürümek: yanı başında.

Uslu: sakin, kendi halinde

Usturuplu: uygun, tutarlı.

Uğunmak: acı sebebiyle kıvranmak.

Uğramak: yolculuk sırasında geçici olarak bir yerde durmak, varmak.

Usulca: sessiz olarak.

Urasa: nazara karşı yapılan kurşun dökme, üzerlik tütsüleme gibi şeyler.

Uğrak yeri: sürekli gidilen veya mola verilen yer.

Uğrak uğradı: nazar değdi, büyülendi, felç geçirdi, cin çarptı.

-Ü-

Üsiyetli olmak: uyumlu, geçim ehli, söz dinleyen.

Ürkütmek: korkutmak.

Üzerine çullanmak: üstüne abanıp bastırmak.

Üretmek: çoğaltmak.

Ürdü: köpek havladı.

Ütmek: ateşe tutmak, yenmek.

Ürpermek: heyecandan veya soğuktan titremek.

Ücra: kenarda, kıyıda, uzakta olan.

Ülbük-İbik: ibrik ve çaydanlıkların su dökülen yeri.

Üzerine (bunun üzerine): bu durumda, üstüne.

Üstelik: hatta, dahası,

Üstelemek: ısrar etmek, üstün çıkmaya çalışmak

-Y-

Yaş: ıslak, sulu.

Yarpız: yabani nane

Yaka: dağyüzü, meyilli-eğimli yer.

Yanılmak: yanlış düşünmek, hata etmek.

Yığmak: üstüste koymak.

Yaşmak: örtü.

Yaymak: hayvan otlatmak, haberi etrafa duyurmak.

Yazmak: Sermek etrafa dağıtmak.

Yaşıt: akran, aynı yaşta olan.

Yaya-Yayan-Yayak: binitsiz, yürüyerek.

Yeldirmek: acele etmek, koşturmak, hızlı gitmek.

Yanış: model, nakış.

Yılık-Yılmış: ümitsiz, gözü korkmuş, cesaretini yitirmiş.

Yumak-yu: yıkamak, yıka.

Yuh-Yuf olsun: ayıp, utan.

Yüzükoyun: yüzüstü.

Yoğlandı: kendini suçladı, üzüldü, canı sıkıldı.

Yeni yetme: çocukluktan gençliğe adım atan.

Yozluk yapmak: ayrı durmak, aksilik çıkarmak, kabalık, anlayışsız, yabani davranmak.

Yozlaşmış: bozulmuş, özelliğini yitirmiş.

Yanaşma: yatılı işçi.

Yanılgı: hata, yanlış düşünce.

Yalaka: yağcı, ayakçı, kıyakçılık yapan, aşırı iltifat eden.

Yüğrük: hızlı koşan, çevik, iyi yürüyen.

Yörük Çocuk Oyunları: Atçılık, Aşşık, Billik-Çelik-Çomak, Çember, Fırıldak, Fileke, Saydaş, Gındırgaç, Kemik, Saklambaç, Sobe, Sallama Sapan, Tura, Uzun Eşek, Yüssük.

Yaman: Çok uyanık, çıkarcı, fena.

Yağmur dindi: yağış kesildi.

Yengişten: yeniden, tekrar.

Yenişmek: yarış yapmak, iddialaşmak

Yığıştırmak: bir şeyleri üstüste düzensiz halde koymak.

Yiyip atmak: tüketmek.

Yatıp batır: olduğu gibi duruyor.

Yayık yaymak: yoğurdu döverek tereyağ yapmak.

Yoğurt çalmak: süte yoğurt mayası katmak.

Yatkın: eli işe uygun, becerikli, yetenekli.

Yörük Giysileri: Başlık, Bürgü, Çorap, Don, Delme, Entari, Fistan, Gocuk, Göynek, İşlik,Kelik, Kepenek, Külah, Önlük, Pırtı, Pontul, Şalvar,Tülbent, Tepelik, Yazma, Yaşmak, Yalık,Kuşak

Yörük Yemek ve Yiyecek Çeşitleri: Basarla, Bulama, Batırık, Çöz, Erişte, Haşlama, Kaygana, Papara, Pelte, Peliza, Sütlü Kabak, Sütlü Çörek, Sütlaç, Saç Böreği, Un Helvası, Yağlı Halka, Saç Köfte, Yepinti, Ovalama, Topalak

Yörük Dokuma Ve Yer Döşemeleri: Cicim, Çul, Çabıt, Hasır, Halı, Heybe, Harar, Kilim, Kılçuval, Keçe, Minder-Döşek, Namazla, Post, Savan, Sergi, Sitil, Tülü, Yaygı.

Yayan yapıldak yola düştü: aceleyle, hazırlıksız yola çıktı.

Yemiş: incir

Yarmak: içini açmak, bölmek, ikiye parçalamak, deşmek.

Yuvarlamak: top gibi yapmak, iniş aşağı bırakmak.

Yıkışmak: güreşmek.

Yitişmek: iddialaşmak, ısrarcılık, inatçılık.

Yakışmak: uymak, güzel durmak.

Yeğen: kardeş çocuğu, kuzen.

Yirik: yarık, kesik, yırtık.

Yufka yürekli: ince ruhlu, merhametli, affedici.

Yasdanmak: sırtını dayamak.

Yas tutmak: bir şeye üzülüp iş yapmayı bırakmak.

Yüksünmek: isteksizlik, kıskanıp zorsunmak, hoşnutsuzluk.

Yalınayak: çorapsız, serseri.

Yapağı: koyun yünü.

Yadırgamak: uyumsuzluk, yabancılık çekmek, alışamama.

Yolmak: koparmak, dermek.

Yolak: yol, patika.

Yavşak: asalak, bir böcek türü.

Yamak: yardımcı, çırak, hizmetli.

Yoldaş: yolculuk arkadaşı.

Yılışık: güleryüzlü, neşeli, kendiyle barışık.

Yokuş: barı, rampa, bayır, yamaç.

Yaltaklanmak: alttan almak, yalvarmak.

Yamulma: eğilip, bükülme.

Yummak: kapamak, örtmek.

Yoyulmak: boşa gitmek, bozulmak.

Yönün yukarı yürü: düz git.

Yoğurmak: karmak, örneğin una su katıp karıştırarak hamur haline getirmek.

Yepinti: bir süt ürünü.

Yönü öte olan: ters tarafa bakan, arkası dönük kişi.

Yitirmek: kaybetmek.

Yetir: tamamla, durumu idare et.

Yorgan sırımak: yorgana yüzünü dikerek takmak

Yetiştirmek: büyütmek, beslemek, üretmek, götürmek, iletmek.

Yönet: doğru, iyi, düzgün.

Yönet konuş: doğru, düzgün konuş, saygılı ol.

Yön biri değil: ahlaksız, kötü.

Yönüne git: doğru yürü, sağa sola sataşma.

Yergi: kötüleme, beğenmezlik.

Yerinmek: durumunu beğenmemek, kendine acındırmak.

Yersinmek: benimseyip uyum sağlamak, alışmak.

Yumuşayık-Yumuşamış: sertliği kaybolmuş, gevşemiş.

Yontmak: alet kullanarak bir yerden parça koparmak.

Yüklük: evde yatak yorgan ve giyim eşyalarının konduğu bölüm, gardrop.

Yağlık: mendil, peşkir.

Yaşlık: ıslaklık.

Yal: Un kaynatıp pişirilerek yapılan köpek aşı.

-Z-

Zibidi: boş gezen.

Zıpır: yaramaz.

Zıt: karşıt, aksi, ters.

Zıtlaşmak: inatlaşmak, terslik yapmak

Zivziv gezmek: amaçsız dolaşmak.

Zıymak: kaymak.

Zırva: mantıksız, saçma-sapan görüş, tutarsız.

Zirgillenmek: başa bela olmak, rahatsızlık vermek.

Zivtimek: temizlemek, ayıklamak.

Zıypıtmak: yana kaydırmak, bir şeyin bir nesneye değerek teğet geçmesi.

Zibil: çöp

Zobu:Kaba ,patavatsız


BU YAZI http://www.yorukturk.com/SOZLUK.HTM
den alınmıştır.
Delete Edit Quote
 
Agonya
Yönetici
Avatar

Mesajlar: 81
Cinsiyet: _MALE_
Online: Hayır
Tarih: 11/05/2008 16:11
Re: YÖRÜKLER
#post107
Çok güzel paylaşım olmuş..Ellerine sağlık
Delete Edit Quote
 
Reply
 
MemHT Portal is a free software released under the GNU/GPL License by Miltenovik Manojlo